Cehalet ve Gafletin Depremi ile Yıkılıyoruz





Kolaydır Yıkmak...
İnşaa Etmek İse!? 

Merhum istiklal şairimiz M.Akif Ersoy;
Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek.
Hadi gel yapalım geri şunu' desen
Bir Sinan gerek, bir de Süleyman

Söz konusu yıkım olunca; yıkılmış olan maneviyatı yeniden inşaa etmek, maddeyi inşaa etmekten daha zordur! 

Süleymaniye gözümüzün ziyası, gönlümüz için huzur ve gurur vesilesi... Lakin milletimizin düşünce dünyasında meydana gelecek her türlü hasarın zararı, Süleymaniye'den daha önemlidir! 
Süleymaniye'ye bir defa sahip çıkıyorsak, bin yıldır biriktirdiğimiz sevgi, iyilik, hoşgörü, uhuvvet, dostluk ve sevgi adına bütün zenginliklerimize bin defa sahip çıkmalıyız... Bugün gafletin ve partizanlığın karanlığına demir atmış olan insanlar; yarın ki torunlarına izah edilmesi mümkün olmayan devasa yıkım, zillet ve aldanışlar bırakırken... Türkiye'nin maddi ve manevi talan edilişinin, hüsrana uğrayışının müsebbibi olan iktidarı, alkışlarıyla destekleyenler; bu yıkılışın hem maşası hem de sermayesi olduklarının farkında olmadıkları gibi (!) her gün nice süleymaniyenin zalimin eliyle yıkıldığının da farkında değiller!... 

İnsanlıklarını sevgi ve saygının münbit toprağında  inşaa etmiş olanlar ise; kardeşliklerinin devamı adına her türlü fırtınaya göğüs gerip, baskı ve zulümler karşısında yılmadan her mazluma kardeşim demeye devam etmeyi insan olmanın gereği sayarak, yaratılmış olan bütün varlığa da; şahsi varlıklarının ne ifade ettiğini... insanın emanet olarak yüklendiği yeryüzündeki halifeliğin ne manaya geldiğini hayatları ile bizzat ifade ediyorlar... 

Karşısındakini olduğu konumda kabul edip; güzel ahlak çercevesinde karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı olarak huzurun ve dirliğin kaynağı olan yaşama sanatını millet olarak bizim kadar zarif bir şekilde ortaya koyan var mıdır bilmiyorum... İstanbul'da aynı sokakta cami, kilise ve sinagogun varlığını vucuda getirmiş, yüzyıllarca yaşatmış olan bizim o saygı ve sevgiye dayalı olarak gelişmiş kültürümüzdür... 

Ne yazık ki Anadolu'ya nicedir ekilen nifak tohumlarının üzerine bugünlerde durmadan yenileri ekiliyor... Devleti yönetenler; faşizmi neresinden tutar da biraz daha körükleyebiliriz gayretindeler. Toplum hayatı birlik ve beraberliğe dair çok ciddi zarar görmüş durumda... Zararın büyüklüğü ailelerin içine kadar varmış ve halen ciddiyetle bu tehlike üzerinde tefekkürde bulunan, ikaz eden, çözüm sunan kimsecikler de yok! 

Milletimizin içine düşüp debelendiği fitne çukurundaki hâline bakınca, yaklaşık olarak  üç-dört yıl önce Fethullah Gülen Hocaefendinin; "affetmeye hazırlanın" nasihatinin kıymetini her gün biraz daha fark etmekle beraber, şahsi ufkunun yüceliğine şahit oluyorum...

Yıktıkları kardeşliğin enkazının altında kalanların zararı ise, tarife sığacak gibi değil! 

İnsanoğlu ayağına kadar gelmiş nice fırsatı teptiğini çok zaman fark etmiyor bile... Nasıl ki kıtlık zamanında Allah rızası için yapılan iyilikler bolluk zamanında yapılanlardan çok daha kıymetli ise; fitne ve fesadın toplum hayatına hâkim olduğu böyle vakitlerde iyilikten yana olmak, kardeşliği tavsiye etmek, hainliğin karşısında durmak da aynı şekilde kıymetlidir...

Allah Resûlü (s.a.v) Cenab-ı Hakk'ın şöyle buyurduğunu ifade ederek, nasihatte bulunuyor ümmetine;
“Benim rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır”  (Tirmizî, Zühd 53)
Bu nasihatin kıymetini idrak edip değerlendirenlere ne mutlu... 

Özellikle Hizmet Camiası, Furkan Vakfı ve muhalif olan herkesin maruz kaldığı zulümler karşısında; mücadele edenlerin, bugünlerin de mutlaka gececeğini unutmamaları gerek... Küfür devam edecek, fakat zulüm asla baki değildir... Fakat zalim her zaman için çok özel bir imtihan vesilesidir... O kendi meşrebince yapabileceği bütün şahsi firavunluğunu sergileyecek, mazlum da Cenab-ı Hakk'ın varlığına sığınıp, bütün imkanlarını tükettikten sonra sabr edecek... 
Bugün yaşatılan zulümler karşısında mazlumların ortaya koyduğu sabra bakınca; "sabrı çatlatan sabır" diyor ve bütün içtenliğimle tebrik ediyorum... Hiç şüphesiz hainliğe baş vurmadan, kabilleşmeden, bütün teslimiyet ve tevekkülleriyle mü'mince davranan mazlumların mükafatını elbette ki Cenab-ı Hakk taktir edecek... Şüphesiz kulları da Hakk'ın lutf ettiği iltifat ve nimetler karşısında hamd ile mest olacaklar... 

Artık her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görür.
Her kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, o da onu(n karşılığını) görür. (Zilzâl Suresi Ayet 7-8)

Yazık ki insanoğlu ifrat veya tefrit hâlinde yaşamayı seviyor... Bazıları ise kraldan çok kralcı olmayı marifet zannediyor... Olması gereken ise hayatı Allah’ın razı olacağı adımları takip ederek yaşamaktır... 
Bugün siyasi hesaplara kendini kaptıran ve partizanlıkla etrafındaki insanlara reva görülen zulümleri destekleyenler ise, unutmamalıdırlar ki; bugün ihanet ettikleri insanlarla yarın yüz yüze gelecek ve birlikte yaşayacaklar!

Haksızlığa uğramış her insanın zerresine varana dek hakkını alacağı mahşer gününün varlığını ise; herkesin vicdanına hatırlatıp geçiyorum!... 

Yapılabilecek hiçbir iyilik ve güzelliği küçük görmemeli, hiç olmazsa samimiyet ve iyi niyetle hâl hatır sormakta ısrarcı olmalıyız... Tebük seferi hazırlıkları başladığında herkes imkanı nispetinde fedakarlıkta bulunuyordu. Hazreti Asım b. Adiy (r.anh) ise maddi olarak çok kısıtlı imkanlara sahip idi... Ben zaten fakirim imkanım yok demedi... Gündelikçi olarak birinin hurma bahçesinde bir gece sabaha kadar sulama yaparak çalıştı... Bahce sahibi ücret olarak hurma verdi. Hazreti Asım b. Adiy (r.anh) kazandığı hurmanın yarısını evine bıraktı, diğer yarısını da Allah Rasûlüne getirdi ve durumunu arz edip kabulünü rica etti... Hazreti Asım b. Adiy on dört asır önce yaşadı ve unutulmadı... Bizler unutsak da; Allah asla unutmaz... 

Zalime fiilen destek veren ya da zulmü alkışlayanlar nasıl insanlık sarayını yıkmak için uğraşıyorsa; iyilikten yana olanlar da bir hurma ile de olsa o sarayı ayakta tutmak için didinecek, emek verecek ve nihayet o sarayı yıktırmamış olarak kendi insanlıklarını da layıkıyla inşa etmiş olacaklar... 


ÇALDINIZ... 

Boştu... para ile de dolmadı iç dünyanız! 
Tamah pençesindeki azatsız kölelersiniz! 
Deva da bulamazsınız huzursuzluğunuza! 
Hesapsız ve hayasızca çaldınız, huzuru da! 
Yıllanmış muhabbetleri çaldınız, dillerinizle! 
Kini, hasedi, nifakı ektiniz dost meclisine... 
Yarınlara uzanan hayalleri yıkıp çaldınız,
Kendiniz satılık iken, hürriyeti çaldınız... 
Hakk'ın yarattığı canı, Hakk adına aldınız! 
Hakk mühlet verdikçe, arsızca şımardınız!
Her gün hazırladığınız, kendi sonunuz iken;
Dünyanın haramıyla, ahireti tarttınız!...


Yorumlar

Popüler Yayınlar