F.TÖ İftirasının Altyapısını Kimler Hazırladı
Türkiye'de, Hizmet Camiası insanlarına soykırım düzeyinde reva görülen zulümlere toplum neden tepkisiz kaldı ve tepkisiz kalmaktan ziyade neden destek verdi ve onayladı, sorusunun birçok cevabı vardır...
Fakat bu yazıda özellikle;
-laik kesim,
-Milli Görüş camiası ve
-İsmailağa cemaati olarak toplum içinde yoğunluğa sahip bu üç gurubun F.TÖ iftirasının toplumdaki kabulüne olan katkılarını irdeleyeceğiz...
Hizmet Camiasının en büyük düşmanı 28 Şubat döneminde yaptıklarıyla, şahit olup bildiğimiz ERGENEKON DENEN KATİLLER SÜRÜSÜDÜR!
Bu noktadan bakınca ERGENEKONUN, laik kesimi yıllarca "irtica" teranesi ile dolduruşu ve tahrikleri sonucunda; laik kesimin Hizmet Camiası insanlarına karşı duyarsız kalmasını anlıyoruz. Dahası; laik kesimin Hizmet Camiasını terörist olarak kabul etmeye iten esas sebep, ERGENEKON davaları olmuştur.
ERGENEKON davalarının komplo olup olmadığını tartışmak dahi abestir. Çünkü; Hasan Cemal, Ahmet Altan, Cengiz Çandar, M.Ali Birand, Can Dündar gibi isimler ERGENEKONUN varlığını, suçluluğunu dolayısıyla yargılanmasını ve gereken cezanın verilmesi gerektiğini uzun-uzun yazdılar...
ERGENEKON davalarında toplam tutuklu sayısı 350 civarındadır. Yargılama sürecini yürüten de gerçek manada T.C devletinin Adalet Bakanlığıdır!
17-25 Aralık operasyonları Türkiye'de bütün taşların yerinden oynadığı sürecin başlangıcıdır...
RTE 17-25'de; hırsızlık, ihanet ve Türkiye'yi peşkeş çekmesiyle faş olunca; kişiliğinin temelini oluşturan "münafıklıkla" darbe diye feryat etmeye başladı!
Darbe diyerek feryad etmenin tek başına yeterli olmayacağını çok iyi biliyordu.
Muhafazakar kesimi kendi münafıklığıyla efsunlayacak, fakat laik kesimin tepkisini nasıl pasifize edecekti!?
İşte RTE bütün münafıklığıyla Türkiye'de uzun yıllar var olan vesayet düzeninin elebaşları olan ERGENEKON DENEN KATİLLER SÜRÜSÜ ile pazarlık etti ve onlarla ortak oldu!
Bu pazarlık sonucunda ERGENEKON davalarının adı kupmas olurken; KATİLLER SÜRÜSÜ de serbest bırakıldı!
Bu pazarlık sayesinde laik kesimin 17-25'e tepki oluşturmasının önü alınırken; hafızalardaki irtica söyleminden kaynaklanan peşin hükümlere dayalı olarak Hizmet Camiası bir kez daha düşmanlaştırıldı!
Laik kesimin Hizmet Camiası insanlarına karşı duyarsız kalışının kısa özeti böyle iken, esas girift ve sinsi ihanetler muhafazakar mahallede de yıllardır yaşanıyordu!
Muhafazakar kesimin F.TÖ iftirasına dünden hazırmışcasına, RTE'nin yanında saf tutarak inanması ve Hizmet Camiasını hainlikle suçlamasını sadece RTE'nin şahsına bağlamak düpedüz saflık olur!
RTE'den önce ihanetin altyapısını uzun yıllardır sinsice hazırlayanlar vardı!
Önce şunu belirtmekte fayda var!
Kıskanma ve hased sadece dünyevi meşgalelerde zuhur etmez!
Allah rızası için koşturduğunu iddia eden insanların hislerinde de hased (kıskançlık) duygusunu çok fazlasıyla bulabilirsiniz!
Hased hisleriyle etrafındaki başarı veya hizmetleri takip eden insanların o hisse neden ve nasıl kapıldıklarını tahlil etmeyi bir yana bırakarak, hased ile gıpta etmeyi birbirinden nasıl ayırırız sorusunu açıklayıp konumuza devam edelim...
Müslüman birey, hayatını Allah rızası için vakf etmişcesine koştururken, etrafında başkalarının gayret, icraat ve hizmetlerine de şahit olur ve ister istemez gördükleri karşısında iç dünyasında zuhur eden bazı hisler ile yüzleşir!
O anın içinde hissedilen hislerin gıpta mı, yoksa hased mi olduğunu anlamak için Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin harika metoduna baş vurmak gerekiyor!
Üstad Hazretleri şöyle bir anahtar sunuyor;
Allah rızası için koşturan başka bir kardeşinizin sizden daha başarılı olduğunu fark ettiğinizde, biraz kenara çekilip başarılı olan kardeşinize dönerek; lutfen önden buyurun demek gelmiyorsa içinizden, "ihlasınız" zayıf demektir... Fakat canı gönülden... kardeşim sen bu işi daha iyi icra ediyorsun ve lutfen önden buyur... biz de sana yardımcı olalım diyebiliyorsanız... o vakit ihlasınız tam olmakla birlikte, gayeniz de şahsi egonuzu riyakarca tatmin etmek değil, derdiniz sadece Allah rızası demektir...
Hizmet Camiasına karşı RTE ile beraber saf tutan, özellikle cemaat ve tarikatların en büyük eksiği ve Hizmet Camiasına düşmanlık sebebi; ihlaslarının zayıf olmasından kaynaklanan hased duygularının yoğunluğu olmuştur!
Aynı zayıflıktan kaynaklanan sorunun Erbakan ile İskenderpaşa Cemaati arasında yaşandığını görmüştük yıllar önce!
Erbakan, İskenderpaşa Cemaatinin mensubu iken, M.Zahid Kotku Hazretlerinden izin alarak cemaat içindeki arkadaşlarıyla partiyi kurmuş, geçen birkaç yıl içinde hayal aleminde yaşıyor olduğu ve mücadelenin merkezine de şahsını oturttuğu... gibi bazı hususlar belli olup, genel başkanı değiştirelim sesleri de yükselince; adil düzen diye tepinen Erbakan, bir anda kendi cemaati ile kanlı bıçaklı olmuştu!
Şahsi görüşüm olarak F.TÖ palavrasının muhafazakar kesimde çok kolay pazarlanmasındaki en büyük pay da Erbakan'a aittir!
Erbakan, Muhterem Hocaefendi ile yıllar önce görüşmüş, siyasete girmesini teklif etmiş, Hocaefendinin de ben talebe yetiştiriyorum, ne siyaset ne de başka bir meşgale düşünmüyorum cevabı karşısında; ben sana gel milletvekili ol, bakan ol ve ülkeyi yönetelim diyorum; sen ise çelik çomak oynayacağım diyorsun (!) şeklinde cevap vererek şahsi sığlığını aleni ifade etmiş olarak Hocaefendi ile yollarını ayırmış oldu!
Erbakan kendi cemaati olan İskenderpaşa cemaatine maddi destekte bulunulmasını dahi devamlı eleştirmiş ve kötülemiş iken; Hocaefendi ile olan ufuk itibariyle uzaklıklarından kaynaklanan farklılıktan dolayı eğitimin ne kadar önemli olduğunu da kavrayamamıştır!
Eğitimin önemini kavrayamamış olmasının yanında imam hatipleri arka bahçesi olarak görmekten vazgeçmemiş, imam hatiplerin ihlaslı bireyler yetiştirmesinin önünü partizanlıkla kesmiş, milli görüş dâvâsını da kutsallaştırmaya çalışmıştır!
Erbakan muhafazakar kesime devamlı olarak bana oy vermek zorundasınız yaklaşımını sinsice dayatıyor, hayır diyenleri ise patates dininden olmakla itham ediyordu!
Kısaca özetlersek; Erbakan istiyordu ki, muhafazakar kesimin tamamı arka bahçesi olsun ve olmalı!
Erbakan, şahsi sığlığından ve beceriksizliğinden kaynaklanan başarısızlığının sebebini öz eleştiri ile kendinde aramak yerine; muhafazakar insanları suçlamayı tercih etti hep!
Erbakan'ın başarısızlığı fatura ettiği insanların en başında hiç şüphesiz Türkiye'de en çok konuşulan, itibar edilen, toplumun bütün kesimleriyle diyalog kuran Hocaefendi geliyordu!
Erbakan kendi sığlığının farkında değil iken; etrafına diyordu ki; Fethullah Gülen'in okullarına çocuklarınızı göndermeyin, İsrail'e asker yetiştirmiş olursunuz!
(Bugünün adalet bakanı olan Abdulhamit Gül'ün kayınpederi ve milli görüş camiasının önde gelen isimlerinden olan Eşref Malkoç bizzat anlatıyor)
Kısa bir an olsun düşünün... elli yıla yakın bir süredir Türkiye'de din üzerinden siyaset yapan, milli görüş kadrolarının topluma; Erbakan'ın, Hocaefendi veya Hizmet Camiası hakkındaki düşüncelerini telkin ediyor oluşlarının sonuçlarını hayal edin!?
Evet; Erbakan, Hocaefendiyi İsrail'e asker yetiştirmekle suçluyordu!
Fakat bu iddiaya rağmen dünyada üç devletin; İsrail, İran ve K.Kore'nin (!) Hizmet Camiasının faliyetlerine hiç müsade etmediğinin ne ifade ettiğini de düşünemiyordu!
Mevzu İsrail'e asker yetiştirmekse!
Erbakan'ın talebesi, çırağı, evladı, veliahtı olan RTE'nin, İsrail'e olan hizmet ve ilişkilerini anlatmak için okkalı bir kitap yazmak gerekir gerçeğini de hatırlatmakla beraber, şimdi İsrail'e en büyük askeri kim yetiştirmiş oldu sorusunu da sorup geçiyorum!
Türkiye'de muhafazakar toplumun F.TÖ iftira-palavrasına neden inanmayı seçtiğinin ikinci müsebbibi hiç şüphesiz Cüppeli Ahmet'tir!
Şahit olarak biliyorum ki; taa ki 2005'li yıllarda İsmailağa cemaatinin içindeki Cüppeli benzerlerinin Muhterem Hocaefendiden, "FETÖŞ" diye bahs ettiklerini biliyorum!
Üstelik İsmailağa Cemaatinin şeyhi olan Mahmut Efendinin; "Hocaefendi DİYECEKSİNİZ" telkin ve uyarılarına rağmen!
Çüppeli Ahmet ve benzerleri, Allah için koşturuyorum diyerek konuşurlarken; haps oldukları dar görüşlerin mahkumu olarak... her zaman Hizmet Camiasını toplumun nezdinde karalamayı seçerek, insanların kendilerine yönelecekleri zannettiler!
Oysa insanlara ulaşmak için yapılması gerekenin konuşmak yerine, ihlas ile hizmet etmek olduğunu anlayamadı ve devamlı olarak sinsice; "diyalogcu" diye diye Hizmet Camiasını, kafirleri dost edinen çok tehlikeli düşman olarak anlattılar!
Anlatırken de Cenab-ı Hakk'ın; "yahudileri ve hırıstıyanları dost edinmeyin" ayetini cahilce malzeme olarak kullandılar!
Hizmet Camiasının özellikle yurt dışındaki eğitim faaliyetlerine devamlı şüphe ile yaklaşıp; onlar diyalogcu ve hırıstıyan dostu diyerek iftira atmaktan çekinmez iken; bir tane hırıstıyanın gelip müslüman olmasını ise; şahsi söylem ve iddialarının doğruluk ve geçerliliğine delil olarak kullanırken da hiç utanmadılar!
Müslüman olmayan insanlarla diyalog kurmak, onları dost edinmek oluyor; fakat bir tane hırıstıyanın veya yahudinin İslamiyeti seçmesini kendilerine mal edercesine reklama dönüştürme tutarsızlığından dolayı utanmıyor, beis de görmüyorlardı!
Fakat toplum içinde Hizmet Camiası hakkında "diyalogcu diyalogcu" şeklinde söz etmekten, suizan ile iftira edip, milletin nazarında Hizmet Camiasını kötülemekten... Kısaca fitne ve fesattan da vazgeçmiyorlardı!
Hizmet Camiası ile İsmailağa cemaati arasındaki esas soruna gelelim!
Biraz olsun takip edenler bilirler ki; Nur Cemaati her zaman eğitime ağırlık vermiş, bilinçli bir imana sahip olmanın önemini devamlı vurgulamış, inancına güvenerek, zuhur eden her hakikatin gerçeği haykırıyor olduğunu, yani bilimin de aslında Allah’ı anlattığını idrak etmiş olarak kendi anlayışlarını geliştirmişlerdir...
Nur Cemaatinin; iman, ilim, bilim, eğitim ve insan bilinci ile ilişkisi böyle iken; İsmailağa cemaati de öğrenci yetiştirme gayretinde olmuş fakat sadece İslami ilimleri tahsil etmeyi tercih edip, devlet okullarına talebe göndermeyi reddetmişlerdi!
Dolayısıyla geçen zaman içinde İsmailağa cemaatindeki İslami ilimler sahasında yetişmiş diplomasız medreseli insanlar çoğalmış, çoğaldıkça da bu insanların istihdam sorunu baş göstermiştir!
Evet 1995'li yıllarda İsmailağa cemaatinde yetişmiş olup işsiz kalan birçok insan vardı ve sayıları devamlı artıyor, arttıkça da kendileri için bir çıkış yolu arıyorlardı!
Nihayetinde devlet okullarında tahsil görmekten başka çıkar yolun olmadığını da anladılar ve halihazırda İsmailağa cemaatinin bünyesinde olan binlerce talebe Hizmet Camiasına yönelmeye başladı. İsmailağa cemaatinin önde gelenleri yaşanan bu durum karşısında kendilerini sorgulamak yerine, Hizmet Camiasını suçlamayı seçtiler!
Hizmet Camiasına geçiş yapan talebelerin gelecek kaygısı ile davrandıklarını görmezden gelip, Hizmet Camiasının o talebeleri ayarttığını, çaldığını iddia ederek düşmanlaştılar!
Diğer taraftan da kısa zaman sonra gerceği mecburen kabul edip, çocukları hem devlet okuluna gönderdiler hem de Kur'an kurslarında İslami ilim tahsil ettirdiler, ettirebildikleri kadar tabi!
Fakat İsmailağa cemaatinden Hizmet Camiasına geçen binlerce talebe İsmailağa cemaati için sona ermeyen düşmanlık vesilesine dönüştü!
15 Temmuz sonrasında Hizmet Camiası insanlarına ait mülklerin talan edilmesini ganimet olarak ifade eden şarlatanların da esas karın ağrısının temelinde bu sorun vardır!
Kısaca söyleyeyim ki, bugün İsmailağa cemaati bünyesinde yetişen ve aynı zamanda devlet okullarından mezun olup diploma ve kariyer sahibi olan herkesin; Hizmet Camiasına teşekkür etmesi gerekirken; onlar halen küfr etmeyi tercih ediyorlar!
Laik kesimi devamlı tahrik eden ERGENEKON'un düşmanlığı!
Erbakan'ın yıllarca devam eden hased ve gaflet karışımı nifak söylemleri!
Cüppeli Ahmet ve benzerlerinin diyalogcu diyerek; onlar gayrı müslimlerin dostudur, iddialarının uzun zaman içinde toplum hafızasında biriktirdiği kirliliğin hasıl ettiği iknayı, şüpheyi, fitne ve fesadı düşündüğümüzde...
F.TÖ iftira palavrasının neden bu kadar kolay kabul gördüğünü anlamamız da sanırım zor olmasa gerek...



Yorumlar
Yorum Gönder