Gül ile Hasbihal
Eyy gül... yiyip içtiğin çamur, verdiğin gonca gül...
Rengini kokunu topraktan mı alırsın... Aklım ermez amma, ya zerafetin... Onu kimden aldın!?
Tebessüm eyleyip dedi ki; ya senin yeyip içtiğin belli iken, sen sevgiyi nereden devşirdin... Aşkı kimden çaldın da sakladın sinende... Bakışlarındaki merhamet hangi turunçun salkımındandır... Beni her gördüğün yerde koklayıp durur, deli misali içine bir şeyler çekersin de, çektikçe kendinden geçersin...
Sözler nasıl manayı yüklenmiş binek misali koşturuyorsa, surette; derundaki güzelliğin aynası olma telaşı ile can çekişmekte her dem... Her suretin ömrü belli, her güzelin de maşuğu ile ortaya çıkar ölümü ve ölümsüzlüğü... Hasılı seven, sevdiğine benzer!
İşte nasıl ki seni en güzel şekilde sevdiğin tarif ederse... Benim de bütün zerafetim O güzelin bir dokunuşundandır... O dokunduğu için, içim alemin gaybında iken, dışım ademin gönül tahtından inmiyor... Ve bana dokunup koklayanlar, O'nun bin yıllar ötesinden esip duran ab-ı hayat nefesinin rengi ve kokusundan nasiplenirler...
Sanma ki toprağın meyvesi ademin canı olsun... Kudret ve hikmet makamının tek sahibi öyle dilediği için, öyle görünür... Gerçekte öyle olsaydı; ölüm, varlığın ezeli hakiki çehresi olurdu...
Dışıma bakıp da sinemde taşıdığım dikenlerimi de görmüyor, bülbülün etrafımda pervane oluşuna kanıp, toprağın bağrında Cenneti yaşadığımı sanıyorsun ki, ben de senin bu gafletine şaşırıyorum!
Zanneder misin toprağın beslediği bir kulun derdi olmasın da, zevk ve sefa ile ömür tüketsin!
Hele ki niyetin gül dökmek ise; etrafında esip duran nice fırtınaya boyun bükecek, sabr edecek ve zemherinin can çıkaran ayazına karşı, baharda gelecek goncaları düşüne düşüne tahammül edeceksin...
Bülbül olmak, olmuş olana gönlünü bağlayıp kalmak; gül ise, yokluğun bağrında kendi dikenlerinle beraber ağlarken de gülümseyerek gül dökmek, bir de bahcıvan olmak var ki; varlığın nazını çekecek, kendi rahatına küsecek, bülbülün feryadı ile yanıp, gülü de dikeniyle beraber toprağı var edenin hatrına seveceksin...
Bunların hepsinin ötesinde!
Bülbüller taşlanıp, kargalar baş tacı edilmiş; gülistan tarumar eylenip, bahcıvanı da çarmıha gerebilmek için İblis'i dahi utandıran iftiralar birbir sıralanmış, kaktüslere yer açmak için; köklerime balta üstüne baltalar savrulmuşken... Yine de goncalarım deyip direnmek, yarını düşlemek, hiç vazgeçmemek var ki... o da "kaderin lutfu ile" payımıza düşen nasibimiz oldu...
İnan...
İnan ki, ol derse olur...
Yaratılmış olandan;
Zuhur eden de O'dur!
Sen, sende kaybolduğunda;
Seni, senin için; bulan da O'dur...
Sen kulluğun ile olunca bende,
Seni ilahi ikramı ile;
Sultan eden de O'dur!
Nefsin kavuşunca huzura;
Şeyda gönülde açan...
Güller de O'dur...



Yorumlar
Yorum Gönder