İnsan Güzel Ahlakın Terazisiyle Tartılmalı



Hazreti Ömer'in (r.anh) yanında bir şahıs hakkında olumlu görüşler ifade edilince, o da sormuştu;
-Siz onunla komşuluk, yolculuk ya da alış veriş yaptınız mı!? 
Muhatap olan kişi hayır cevabını verince! 
Hazreti Ömer;
Demek ki siz onu gerçek manada tanımıyorsunuz! 
Buyurmuştu... 
Halbu ki, sözü edilen kişinin namaz ve oruç gibi ibadetlerini yerine getirdiği biliniyordu! 
Buna rağmen Hazreti Ömer (r.anh) kişiyi tanımak için ahlakı nazara vermiş, ameli esas almamıştı! 
Baştan belirtelim ki Hazreti Ömer'in bu tavrı amelin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor!

Hazreti Ömer (r.anh) insanın son nefesine kadar imtihan hâlinde yaşıyor olduğu gerçeğini bilmekle beraber, insanın kendi nefsiyle verdiği mücadelenin de sınavların en zoru olduğunu çok iyi bilmekte idi...

Çünkü, iman etmiş olduğunu iddia etmekle; samimiyetle Hakk'a teslim olmuş olarak... imanın en bariz kazanımı olan ahlakın güzelleşmesi yolunda bariz mesafeler kat etmek tamamiyle farklıdır!

Henüz iman etmiş, İslamiyetle yeni tanışmış birinin iman mevzusunda derinleşmesi ayrı mevzu olmakla beraber, biz; iman etmiş olduğunu iddia eden, İslamiyeti tanımak için yeteri kadar zaman geçirmiş olan, namaz kılan, oruç tutan, hacca giden, v.s... Müslümanım iddasında olanların yüz yüze olduğu tehlikeden bahs ediyoruz ki; ona da "münafıklık" deniyor!

Allah Rasûlü (s.a.v) münafığın özelliklerine dair neler buyurmuştu onu hatırlayalım!

"Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terkedinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir  sıfat bulunmuş olur
-Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder
-Konuştuğunda yalan söyler.
-Söz verince sözünden döner.
-Düşmanlık hâlinde haddi aşar."
(Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106)

Dikkat edersek münafığın özellikleri Allah ile kul arasında değil, kul ile kullar arasında cereyan ediyor! 
Kafir ise, küfrü itibari ile Allah ile muhataptır! 
Münafık ise; hainlik, yalan, ihanet, riyakarlık, aldatma gibi özellikleriyle ortaya çıkıyor ve öncelikli olarak aldatmaya çalıştığı Allah değil, kullardır! 
Münafığın ihlal ve suistimal ettiği bu hususlar insan ahlakının temelini oluşturan özelliklerdendir...

Evet, bir müslümanın amel olarak ortaya koyduğu ibadetleri, onu ifade etme-tanımlama sadedinde yetersiz kalır! 
Fakat ibadetle beraber güzel ahlak sahibi oluşu o müslüman insanı gerçekten makbul kılar...

Şöyle de söyleyebiliriz! 
Ahlakı güzel olan bir gayrı müslimin zararı kendinedir! 
Fakat ameli olduğu hâlde (!) ahlakı güzel olmayan bir müslümanın zararı hem kendine, hem de etrafınadır!

Özetlersek; amel, kesin olarak kişiyi ifade etmez! 
Çünkü; münafıklar da mü'minlerle beraber namaz kılan, hacca giden kişilerdir!

Tekrar özet olarak ifade etmiş olalım ki;
Allah Resûlünün (s.a.v) ifade ettiği üzere, 
"Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" 
Hakikatinden bahs ediyoruz!...

Ashab-ı kiramdan Hazreti Huzeyfe b. Yeman (r.anh) isminde, Resûlullahın (s.a.v) "sır katibi" olarak bilinen birisi vardı...

Allah Rasulü (s.a.v) Hazreti Huzeyfe'ye Medine'deki münafıkların kimler olduğunu söylemişti!

Hazreti Ömer'de Hazreti Huzeyfe'nin bu özelliğini bilir ve Hazreti Huzeyfe'yi devamlı takip eder, ona sorular sorar, onun katılmadığı cenaze namazlarına katılmazdı!
Çünkü Hazreti Huzeyfe münafıkların kimler olduğunu bildiğinden onların cenazesine iştirak etmiyordu! 
Hazreti Ömer'in, Hazreti Huzeyfe ile olan diyaloğu bu kadarla da kalmaz, tenhada baş başa kaldıklarında Hazreti Ömer, Hazreti Huzeyfe'yi ciddi olarak sıkıştırır... Allah için söyle; ben de münafıklardanmıyım, Resûlullah sana münafıkların kimler olduğunu söylediğinde benim de ismimi söyledi mi... Diyerek bütün ciddiyetiyle sorardı!... 
İşte bu hâl, Hazreti Ömer'in iç dünyasında devam edip duran hesaplaşmanın, teyakkuzun, temkinin, rehavete kapılıp kalmamanın, imtihanın devam ediyor olduğunu biliyor olmanın ifadesi ve sonucu idi...

Ashab-ı kiram içinde de iç hesaplamasını Hazreti Ömer gibi ciddiyetle sürdüren birçok insan vardı...

Meramımızı ifade edecek olan iki sorumuz var! 
-Bugünün İslam dünyasında Hazreti Ömer (r.anh) gibi kendini suale çeken, hesap soran, ben münafıkmıyım veya ben de münafıklık hâlleri var mı diyerek düşünen, gayretle titizlik gösteren kaç tane müslüman çıkar!? 
-Kendi iç muhasebesiyle beraber devamlı olarak etrafına karşı temkinli davranan, İslamiyeti sömürenlere aldanıp kalmayan, güzel ahlaktan yoksun amelin daha çok münafıklığı ifade ettiğinin idrakinde olan, din tüccarlarına gönüllü sermaye olmayan, bilinçli, düşünen, Kur-an'ı ve Resûlullahın (s.a.v) hayatını şahsi imanına yetecek kadar öğrenmiş olup, öğrenmeye devam eden kaç tane müslüman vardır!?

Elbette ki çok az!

Kendimizden başlayarak önce münafıklıktan, sonra da münafıklardan kurtulmadıkca yol almamız mümkün olmayacak... İçine düşüp kaldığımız bu fasit dairenin sarhoşları olarak devamlı tökezleyecek, aldanacak, zillet içinde yaşamaya devam edecek, ibadet ediyor olsak dahi ahlakımızı tamamlamamış müslümanlar olarak; yalan söylemeye, sözümüze sadık kalmamaya, emanete ihanet etmeye, düşmanlık hâlinde haddi aşmaya, şahsi emellerimiz için dini sömürmeye, şahsi olarak sorun yaşadığımız insanları zındıklıkla suçlarken, cenneti kendimiz için adeta garanti bilmeye, İslamiyetin bütün insanlığın değeri olduğunu-olması gerektiğini unutarak kafirler diyerek tepinmeye ve o kafirleri Cehennem odunu saymaya devam edeceğiz ve Resûlullahın (s.a.v) "ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" sözünü bilmem kaç defa daha duyacak, fakat güzel ahlak sahibi olmanın insanın esas gayesi olduğunu-olması gerektiğini de devamlı unutacağız...

Ne kadar isterdim... 
İslamiyet dile gelseydi de her müslüman onunla konuşabilseydi ve öğrenseydik; İslamiyetin biz müslümanlar hakkındaki düşüncelerini!
Bizi ne kadar taktir ettiğini!
Sevdiğini!?

Yorumlar

Popüler Yayınlar