Tanrıcılık Oynuyorlar
Cenab-ı Hakk'ın alemlerin Rabbi oluşu karşısında; insanın, kul olarak muhatap alınmış olması haricinde ne kıymeti olabilir!?
İnsan her nefes alış verişinde Rabbine iki defa hayat borçlu iken; Zat-ı Zülcelal, o bir nefeslik anın içinde sayısız varlığın hayatını devam ettiren, yoktan var edip yaratan ve her yarattığı varlığın da yegane sahibidir!...
Hakikat böyle olunca, insanın kıymeti de haddini bildiği kadardır...
İnsan haddini aştığı ilk andan itibaren adeta yuvarlanmaya başlayan bir kartopuna benzer ki, o kartopu uygun zemini bulunca geçtiği yerleri silip süpüren afete dönüşür!
İnsanın haddini aştığı o ilk anın içinde mutlaka hüsrana varacak olan bir kapı açılmış, o kişi de o kapıdan geçip giderken varlığından aşkın bir gayrı ciddilik sergilemiş, düştüğü o haddi aşmışlık zemininde yuvarlandıkca balon gibi şişmeye başlamıştır!
Sonrasında ise attığı her adımda kaybetmeye devam etmiş, büyüdüğünü zannederken aslında balon misali şişmekte olduğunu fark etmemiştir!
Bir noktadan sonra kendi varlığının değerini müsrifce harcamış olarak, artık başka hayatları da felakete dönüşmüş olan çığ misali varlığıyla ezmeye ve yok etmeye başlamıştır...
Cenab-ı Hakk, insanın binbir muhtaçlık içinde iken; haddi aşmış olarak tanrıcılık oynamaya başlamış olmasını, Hazreti İbrahim (a.s) ile Nemrut'un arasında geçen konuşma ile örneklendirmiş olup, bütün insanlara nasihat olarak sunmuştur ki; başkaları da Nemrut misali veya benzeri olarak nemrutluklar sergilemesin ve insan olarak haddini bilsin...
"Bakmaz mısın, Allah’ın kendisine verdiği mülk ve hükümdarlıkla (şımarıp), İbrahim’le Rabbisi hakkında tartışmaya girişene!
İbrahim, “Rabbim O’dur ki, hayat verir ve hayatı alır.” dedi; diğeri, “Ben de hayat verir ve alırım!” karşılığını verdi.
Bunun üzerine İbrahim, “Muhakkak ki Allah, güneşi doğudan getirir, haydi sen onu batıdan getir!” deyince, o kâfir ne diyeceğini bilemez bir halde donup kaldı.
Allah, (böylesi) zalimler güruhuna hidayet vermez, onları emellerine ulaştırmaz".
(Bakara Suresi Ayet 258)
F.TÖ iftirası ile katl edilen, ölüme mahkum olan, intihara sürüklenen insanları ve onlara bu zulümleri reva görenleri düşünün!...
Allah’ın yaratmış olduğu hayatlara hiç saygıları olmadığı gibi, öldürmekte; yaşatmakta bizim işimiz diyorlar adeta!
Hazreti İbrahim (a.s) Nemrut'a nasihat ederken; "Rabbim O’dur ki, hayat verir ve hayatı alır.” dediğinde!
Nemrut; "Ben de hayat verir ve alırım"
Diyor!
Bu noktada Nemrut'un haddi aşmışlığıyla kaynaşmış olan cehaletini görüyoruz!
İnsan öldürebilmeyi, hayat vermek ve almak olarak zannediyor Nemrut!
Öldürmekten başka ne yapabilir!?
Haps eder, işkence yapar, aç bırakır, sevdiklerine zarar verir, tehtit eder ve en çok da kendine biat edilmesini ister ki, balondan ibaret varlığı biraz daha şişsin ve nemrutluğu da artsın!
Bugünün Türkiye'sine baktığımızda ise durumun aslında çok da farklı olmadığını, hatta farklılıktan ziyade Kur-an'da anlatılan ve insanlık tarihinin bilinen tiran, Firavun, Nemrut ve hatta Mekke'nin azılı müşriklerinin hainlik ve zulümlerinin aynı veya benzer örneklerini görüyoruz!
Firavunun en büyük alametifarikası çocukların canına kast etmiş olmasıdır ve Türkiye hapishanelerinde bugün 846 bebek-çocuk var!
Hapiste olmayan fakat anne veya babadan ayrılmak zorunda bırakılmış, psikolojileri tarumar olmuş, sevgiye ve şefkate muhtaç çocukların sayısı ise hiç belli değil!
Zulümden, huzura hicret ederken Meriç ve Ege'de boğulan çocukları da sayabilen saysın!
Firavun tanrıyım diyor, insanlara zulm ediyor, insanların kendisini tanrı olarak kabul etmesini istiyor, karşısına çıkıp sadece bir insan olduğunu ifade edenleri de ölüme mahkum ediyordu.
Türkiye'deki iktidarın hırsızlık ve hainlikleri karşısında mü'min olarak biat etmeyen haysiyet sahibi insanların varlığı da iktidar için aynı şekilde dayanılmaz olup, katl edilmesi, açlığa ve zulme terk edilip zindanlarda çürütülmesi gereken, vatanın bekası için tehlikeli olanlar olarak ilan edilmiş ve gafiller de iktidarın gönüllü hamanları olmayı vazife bilmişler, her türlü işkence ve zulüm, insan hakkı ihlalleri de olması gerekenler olarak kabul edilmiş ve 2.Firavun devri de yaşanır olmuştur!
Mekke'li müşrikler de müslümanlara hayat hakkı tanımıyor, devamlı ölümle tehtid ediyor, müslümanlara kız verilmesine karşı çıkıyor, ticari faaliyetler kısıtlanıyor, hicret etmek isteyenlere mani olunuyor, illa da gideceğim diyenlerin maddi varlıklarına el konuluyor ve nihayetinde bugünün "ağaç kökü yesinler" diyenleri gibi, müşrikler de müslümanları üç yıl sürecek boykot-açlık yıllarına mahkum ediyorlardı!
Rejimin hainliklerine kılıf olarak kullanılan KHK kararları ile insanlar önce işten atıldı...
Yargılama ve savunma yok!
Özel sektörde çalışmalarına türlü tehtidlerle engel olundu!
Dürüst olarak; hırsızlık, yolsuzluk, soysuzluk yapmadan helal olarak hayatlarını idame ettirmek için didinen bu insanların; Allah’ın kefil olduğu rızıklarına kast edildi!
Pasaportları verilmeyerek Habeşistan veya Yesrib yolları da kapatıldı!
Tıpkı Habeşistan'a hicret etmiş müslümanları geri getirmek için uğraşan Ebu Cehil'ler gibi; bugün ki cehaletin elebaşları da, yurt dışında görev yapan öğretmenleri devletin imkanlarını kullanıp milyon dolarları rüşvet olarak dağıttılar ve Türkiye'ye kaçırdılar!
İslamiyetin hayata dair ortaya koyduğu beş temel esası vardır!
-imanın korunması (insanları dinden soğuttular)
-aklın korunması (zulüm ve işkencelerle insanların aklına kast ettiler)
-canın korunması (Türkiye'de kimse kendini güvende hissedemiyor)
-malın korunması (F.TÖ iftirası ile masum insanların mülklerini talan ettiler)
-neslin korunması (çocuklara reva görülen zulüm Firavun'dan farksız)
Bu beş temel islami esas görmezden gelinerek heder edildi!
Türkiye'yi yönetmekte olan REJİMİN insana asla saygısı yok ve insanı yaratanın Allah olduğu gerçeği karşısında hiç kılını dahi kıpırdatmadan, Nemrut ve Firavunca zulm ediliyor olduğu gerçeğini kim inkar edebilir!?
Bu kadar vahim zulümleri icra etmek TANRICILIK oynamak değilde, ya nedir!?



Yorumlar
Yorum Gönder