Nifak Savaşı



Hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da o şey hakkınızda hayırlıdır; bir şeyi seversiniz ama, o şey ise hakkınızda şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
(Bakara Suresi Ayet 216)

İnsan, sahip olduğu potansiyellerle beraber devamlı olarak iç dünyasında devam eden bir savaşın hem tarafı, hem de arenası olarak, savaşsız hiçbir anının olmadığını, esas kazanılması gereken savaşın da insanın kendi ile olan savaşı olduğunu, ve iç dünyasındaki o savaşı kaybettiği takdirde, kazanacağı ya da kazandığı diğer savaşların hiçbir ehemmiyetinin kalmayacağı aşikardır! 

Son yıllarda Türkiye'de ilan edilmiş bir savaş var ki; insanlık tarihinin irdelenmesi, ibret alınması, unutulmaması gereken çok girift ve amansız savaşlarından biri olarak tarih içindeki çok özel yerini şimdiden almış durumda!

Sığ dünyalarına hükm eden ihtiraslarının zebunu olan, siyasi ikballeri uğruna İslamiyeti hesapsızca sömüren zavallı siyasetzedelerin helal ve harama dair hassasiyetlerini kaybedişleriyle beraber başlattıkları bu savaşın diğer cephesinde ise; öğretmen, ev kadını, hayırsever iş adamı, ömürlerini eğitime adamış nine ve dedeler, çocuklarıyla beraber anneler var...

İnsanlık tarihinin birçok savaşında olduğu gibi Türkiye'deki bu savaşın da bahanesi olarak "din" ile alakalı birçok iddia, iftira, suçlama ve hatta tekfir edişlerle beraber; saldırılar, tecavüzler, soykırıma varmış hâli ile devam ettiriliyor!

Öncelikle şu soruyu sormamız gerek!
Siyasi İslamcıların ERGENEKON denen katiller sürüsü ile ortak olup başlattıkları bu savaşa, tehtide, biat edin beklentisine, haramı helal eyleme facirliğine Hizmet Camiası insanları da birçok taylasanlılar gibi; boyun bükmeli, teslim olmalı mıydı!? 
Yoksa ki; mü'min olmanın sorumluluğu ve haysiyetiyle beraber ihsan şuurunun hakkını veren muhsinlerden mi olmaları gerekirdi!? 

Elbette ki vatanı harici düşmanlardan korudukları gibi, çeşitli renk ve evsafa bürünmüş olarak iktidarı ele geçirmiş olan nifak ehline karşı da, farz olan savaşı usulünce ve şereflice ifa etmeleri gerekirdi... 

Hazreti Osman'ın (r.anh) nifak ehli fasıklara karşı mücadelesi, duruşu, metanet ve sabrı ne ise; bugün Hizmet Camiası insanlarının sergilediği destansı mücadele de aynıdır... Hazreti Hüseyin'in (r.anh) helalı haramı bilmeyen Yezid zümresinin fasıklıklarına, zulüm saltanatına, israf düzenine, hakkı esas alan hilafet yerine, keyfilik ve adam kayırmalarla devlet yönetme tarzına, hilafeti uhdesine almış görünen Yezid'in münafıklıklarına hayır demiş olarak; can verene kadar sürdürdüğü mücadelenin bir benzeri, bugün Türkiye'de yaşanmaktadır... 

Bu savaşı uzaktan gamsızca seyredenler ise; zulüm esnasında mazlumun yanında olmamanın, zalimle beraber olmak anlamına geldiğini unutarak, ya da bilmiyormuş gibi yaparak, kendi kendilerini kandırırken; alkışlayanlar ise, her türlü tezahüratlarının masum insanların sinesine sıkılmış kurşundan farksız olduğu gerçeği karşısında olabildiğince gamsız davranırken, korkarım ki iç dünyalarına her saniye serpilmekte olan ölü toprağıyla beraber kendi insanlıklarını katl ettiklerinin farkında dahi olmuyor-olamıyor ve olmayacaklar da!... 

Savaşın taraflarına bakınca nifak ve zulüm ehlinin bu savaşı kazanma ihtimalinin asla olmadığı gerçeğiyle beraber, ihlas ve ihsanı temsil eden adanmışlar yolunun muhsinleri de, kendi içlerinde gösterdikleri samimiyet ve gayretlerine binaen, herkes kendi nispetinde galib olarak ayrılacak bu savaştan... 

Canından geçenler, ıyalinden ayrı kalanlar, sağlığını kaybedenler, işkencenin binbir türlüsüne tahammül edenler, itiraf et diyerek İblis'i utandıran tehditlerle günlerce etrafında dönen zebaniden bozma İblis maşalarına papuç bırakmayanlar, mahkeme salonlarında oynanan tiyatro vari muhakemesiz mahkemelerin tetikçisi veya figuranı olan tasmalı hakim ve savcıların ucuzluklarını kale almadan hüküm olarak giydirilen yıllar karşısında tebessüm edip geçenler, hiç hesapta yokken vatanını muhacir olarak terkedip gurbet ellerde yeniden hayata başlama gayret ve telaşıyla beraber; burada da ne yapabilirim diyerek didinenler, nifaka kapılmadan münafığa teslim olmadan girip çıktıkları bu devasa fitne savaşının gazi ve şehidi olanlar... İşte onlar hâlleri nispetinde bu savaşın galibidirler!... 

Elbette ki kolay olmayacak!

İnsan kendisi için istemediği, yokluğunu umursamadığı maddi manevi birçok nimetin yokluğu karşısında, sevdiklerinin düçar kaldığı mahrumiyetlere bakıp kaldıkça tahammül etmesi çok zor olur... 

Maddi manevi nimetler bir yana; sevdiklerinizin yokluğuna tahammül etmek, onların zindan köşelerinde nefes alıyor olduğunu bilmek, hayduta dönüşmüş devletin adam kaçırarak aylarca işkence ettiğini düşünmek, kaçırılan sevdiklerinizden haber alamamak, hastalığınız karşısında sorumluluk yüklenmiş yetkililerin sizi ölüme doğru iteklemek için haince çabaları, çocukların düpedüz şeytan gibi taşlanması, bebeklere reva görülen terörist muamelesi!... 
Hepsi ve çok daha fazlasıyla etrafınızda dönüp duran ihanetler sarmalı içinde kırılıp dökülmeden yüreğinizde hissettiğiniz haklı galibiyetin bir parçası olmaya binaen Rabbinize sonsuz hamd eyleyebilmek... Elbette ki hiç de "ucuz" olmaz, ödenmesi gereken hatırı sayılır bir bedeli olur ki, o bedeli de ancak adanmışlar yolunun yiğitleri sinelerinde taşıdıkları ihlası ile karşılayabilirlerdi!... 

Hayatınızın dört bir yanına çökmüş zemheri ne kadar amansız ise, talip olduğunuz bahar da size sayısız lutuflar taşıyor demektir... 

Vicdan sahibi insanlar için haklının yanında olmanın tarifi mümkün olmayan huzuru vardır ki, işte o insanlar sadece o huzurun müptelası olarak nice zahmete, kedere, yokluğa, zulme tahammül eder, sonunda da bir an durup kendine uzaktan baktığında; elhamdülillah ihanet etmedim, insanlığımı satmayı da hiç düşünmedim... Der ve sadece bu huzur için hayatla seve seve helalleşirler...

Diğer yandan alemlerin Rabbi olan Zat-ı Zülcelal'in hoşnutluğu ise paha biçilmez, başka türlü ele geçmez, ikinci bir fırsatı olmayan  rahmet yağmurudur ki; zalimin cevrine tahammül ederek o rahmet yağmuruna vasıl olmayı göze alamayan nadanların kupkuru kayadan farksız yüreklerine, o yağmur ne kadar yağsa da, yine de o nadanların gönül tasında damlası dahi birikmeyecektir! 

Bugün devletin binbir türlü zulmüne maruz kalan insanlar bir de şöyle düşünmeli değiller mi!? 
"bugün bunca zulme katlanıyoruz amma, Allah korusun, ya iktidarın hırsızlık ve hainlikleri karşısında biz de tepkisiz kalsaydık, bize ne deseydik, haramı helal diye alkışlasaydık, hırsızı halife diye pazarlasaydık, şimdi bizzat şahit olduğumuz çeşit çeşit münafıklık hâlleri bize de bulaşsaydı!

Hâlimiz nice olurdu!? 

Yorumlar

Popüler Yayınlar