Cehlistan Diktatörlüğünü Dönüşen Türkiye



Bir toplumun gelişmesinin en büyük dinamiği nedir diye sorulsa; hiç şüphesiz "meşveret" derim...
Meşvereti güncel tabirlerle ifade edecek olursak; insanların fikir ve birikimlerini insanlığın iyiliği adına topluma sunma, paylaşma, karşılaştırma, parçaların bir araya getirilmesi diyebiliriz...

Meşveretin toplumun geleceği açısından her hususta münbit toprak vazifesi görüyor olduğu ne kadar aşikar ise; dar görüşlerin zebunu olmak, fikirleri susturmak, şahısların ifade hürriyetinin önüne geçmek de; cehaleti avuclarında büyüten bağnazlığa annelik vazifesi görür!

Bilgiden yoksun, gerçeklerle evhamlarını yer değiştirmiş, hayal dünyalarındaki beklentilerine hitap eden lafazanların takipcisi olmayı görev addeden, eleştirmeyen fanatikler de; cehaletin yorulmayan hamallarıdır...

Türkiye, 2002 yıllarına kadar istikrarsızlıktan bizar olarak yorulmuş iken, siyaset sahnesinde zuhur eden AKP ile beraber; ilk birkaç yıl demokrasi, hukuk ve AB yolunda belli ölçüde yol almış ve bu yolda hevesli görünüyorken, 17-25 Aralık sonrasında her şey değişir oldu! 
Türkiye bir anda iç ve dış düşmanlarla kuşatılmış, iktidar ise adeta yıllardır beklenen ve bulunmayan hint kumaşıymışcasına milletten sahip çıkma-korunma talebinde bulunmuş, Adnan Menderes'i idam eden hainlerin şimdi de RTE'yi idam etmek için harekete geçtiği algısı yayılmış, Türkiye'nin gelişmesi için AKP'nin son şansımız olduğu anlatılmış ve nihayetinde RTE'yi sevmeyen ve eleştirenlerin vatan haini olduğuna AKP tabanı inandırılmıştı! 
Türkiye artık gerilimden beslenen AKP'nin elinde her gün biraz daha savruluyor, kırk yıllık kapı komşusunun ve birçok akrabasının vatan haini olduğunu düşünen fanatik yığınların cahil cesareti ile; RTE'nin "sen kimsin" naraları eşliğinde züğürt kabadayı misali dünyaya meydan okuyordu!

Türkiye, uzun yıllar ERGENEKON mihrakının kemalizmi kullanmasıyla "irtica" mavallarıyla oyalanmış, eğitim sistemi her hükümetle beraber değişmeye alışmış, üniversiteler bilim üretmek yerine "ideolojiye kurban olmayı" marifet zannetmiş, doktora tezlerinin para karşılığı birilerine yazdırıldığı yıllardan geçip gelerek zaten cehalete pek de uzak değil iken; şimdi bir de siyasi fanatizimle beraber bütün kurumlar ve toplum algısı şekilleniyor, partizanlıkla beraber dalkavuğa dönüşmüş TV'ler aracılığıyla siyasetzedelere yirmi dört saat düpedüz haşhaş servis ediliyordu!

Türkiye cehlistana dönüşme noktasında o kadar hevesli ve teslim olmuş idi ki; hayvanat bahçesi müdürü TÜBİTAK'a müdür muavini, inşaat mühendisi sağlık bakanı yardımcısı, güreş hakemi şehir tiyatroları genel müdürü, PTT genel müdürü Danıştay üyesi, başçavuş olan birisi de TRT'de müdür oluyor, hâkim olmak için hukuk okumuş olmak şartı kaldırılıyor, RTE'nin şöförü milletvekili oluyor, israf sarayına yakın ailelere makamlar üçer beşer dağıtılıyor ve kimse sorgulamıyordu artık! 
Sorgulayanlara cevap vermeye çalışan partizanlar da RTE'nin vardır bir bildiği diyordu! 
Düşünün (!) insanların kendi kendilerine dahi izah edemedikleri çarpık icraatları izah edebilmek için, RTE'nin vardır bir bildiği aldatmacasına sığınıyorlardı ki; işte bu kabul, cehalete teslim olma noktasında dönüm noktası idi! 
Çünkü milyonlarca aklın üreteceği fikirlere doğma şansı tanımadan; o fikirleri katl ederek, o milyonlarca insanı, bir kişinin her yaptığını alkışlayan dalkavuğa dönüştürmek demekti!

"İdarî meselelerde onlarla istişare et" 
(Âl-i İmran Suresi Ayet 159)

Meşveret yoktu artık!

Elbirliğiyle cehalete teslim olarak Türkiye Cehlistan Diktatörlüğü inşaa ediliyordu!

İktidarda olanlar siyasi İslamcılar iken, İslamiyetin adı kullanılıyor, fakat özüyle yüzleşmek işlerine gelmiyordu!

Mesela Allah Resûlünün; (s.a.v) 
"Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim"

Hadis-i şerifinin ortaya koyduğu ikaz ve manaya "çalarsa da çalsın" diyerek hem muhalefet ediliyor hem de yok sayılıyordu!

Diğer tarafran muhafazakar mahallenin önde gidenleri kendilerini aldatarak riyakarlıklar sergiliyor, her hainliğe bir bahane bulma-uydurma telaşıyla Cehlistan Diktatörlüğünün inşaası için canla başla çalışıyorlardı! 
Çüppeli Ahmet denen taylasanlı şarlatan rüyada peygamberi gösteren terlik ve yanmayan kefen satıyor, jet Fadıl'la birlikte devre mülk pazarlıyor, cinsi sapıklığa dair aleni fetvalar veriyor, kelli felli alimler yolsuzluk hırsızlık değildir, öncekiler çok çalıyordu fakat bunlar %20 çalıyor diyor ve hiç de sıkılmıyorlardı! 
Sözünü etmediğim diğer tarikat veya cemaatlerin de Çüppeliden pek farkı yoktu. İktidardan nemalanabilmek için münafıklığın birçok renk ve desendeki fistanını giymekte tereddüt etmiyorlardı!
Hatta içlerinde taşıdıkları cehalet ve sapıklık ile 15 Temmuz'un ertesi günü bunların karıları ve malları ganimettir diyerek böğürürken de hiç utanmıyorlardı!
Siyasi İslamcılarla beraber daha çok müslüman olacaklarını düşünen AKP tabanının çocukları deizme koşmaya başlamış iken dahi düşünmek istemiyor, RTE varken her şeyin iyi olduğu-olacağı masalına inanmayı seçiyorlardı!

Tam olarak söylemek gerekirse; siyasi İslamcıların eliyle "münafıkizm" mezhebi zuhur ettiriliyordu!...

Cehlistan Diktatörlüğünü inşaa edenler işi o kadar azıya almışlardı ki, mafya artıkları meydanlarda "kanlarında duş alacağız" diye naralar atıyor, seçim arefesinde insanlar sokak ortasında ve hastahanede katl ediliyordu!

Kısacası düpedüz devlet ilahlaştırılıyor, devleti elinde tutan hırsızı halife, aynı zamanda BOP hizmetkarı olduğu hâlde reyiz diyerek alkışlanıyordu!

Korkarım ki... hatırlatarak izah etmeye çalıştığım bu ihanet sarmalı içinde sermaye ve figuran olarak görev yapan siyasetzedeler, sebep oldukları zulüm ve hainliklere dair hiç sorumluluk taşımıyor, bir partiye oy verip vermemeyi adeta imanın farzı imiş gibi kabul etmenin vebalini de düşünmüyor-düşünemiyorlardı!

Kısacası, Türkiye'de toplumun yarısı dünyevi ve uhrevi olarak ihtiyaç duyduğu ve dikkate alınması gereken bütün ölçü, kabul, kanun ve farz olarak ne varsa... hepsini kendi heva ve hevesi ile yorumluyor ve yeni baştan kalıba sokuyor, öyle de inanıp kabul ediyordu!...

İnşa edilmiş olan Cehlistan Diktatörlüğünün sağlamlığı ve ömrü ise sadece ekonominin gidişatına bağlı idi!

Ekonomi daralmaya başlayana kadar bir nevi toplumsal histeri yaşayanlar daldıkları hayal aleminden istemeyerek de olsa uyanmak zorunda kalıyor artık...

Taassub ile bağlı oldukları cehaletten kurtulamadıkları için her durumda destekledikleri AKP iktidarının veballerine kendilerinin de ortak olduklarını hesab etmek, pişmanlık duymak, tevbe etmek, af dilemek ve telafi etmeye çalışmak henüz akıllarına dahi gelmiyor!... 

Yorumlar

Popüler Yayınlar