Münafığın Dördüncü Özelliği ve Zulüm
"Düşmanlık hâlinde haddi aşar"
Münafığın dördüncü özelliği günümüzde kördüğüme dönüşmüş birçok fitne ve fesadı bütün gerçekliğiyle idrak edebilmek, kimin haklı kimin de haksız olduğunu anlayabilmek için çok kıymetli bir anahtardır...
Allah Resûlünün (s.a.v) ifade buyurduğu münafığın en belirleyici dört özelliğini tekrar hatırlayıp devam edelim!
-Kendisine bir şey emânet edildiğinde ona ihanet eder.
-Konuştuğunda yalan söyler.
-Söz verince sözünden döner.
-Düşmanlık hâlinde haddi aşar.
(Haksızlık yapar - Hak ve hukuku unutarak zalimleşir)
Fark edileceği üzere münafığın bu dört belirleyici özelliği kulun Allah ile kendi arasında değil de, insanların beşeri ilişkilerinde zuhur ediyor!
İlk üç özellik kısaca; ihaneti, nifakı, riyakarlığı, güvenilir olmamayı, içi ile dışının aynı olmadığını-farklı olduğunu ifade ediyor!
Dördüncü özellik ise birçok sebeple insanların arasında meydana gelebilecek düşmanlık hâlini nazara veriyor!
Peki ihlaslı müslünanların arasında da düşmanlık veya husumet meydana gelir mi!?
Elbette...
Nihayetinde her insan nefs sahibidir ve olaylara öncelikle kendi zaviyesinden bakacağı için her tartışma veya kördüğüm bir anda uslubun sertleşip tepkilerin ölçüsüzleşmesine neden olabilir!
Elbette ki uslup ve tepkideki ölçüsüzlükler de her insanın kendi iç dünyasının derinlik veya sığlığını ortaya koyacaktır...
İşte mevzumuz olan dördüncü özellik düşmanlığın zuhur ettiği anda "müslümanın" nasıl tepki vereceğini, tavrının ne ifade ettiğini irdelememizi, insanın iç dünyasında büyüttüğü imanının derinlik ve samimiyetini, ya da Allah var diyerek konuşurken, aslında yok gibi yaşıyor olanların varlığına şahit olabileceğimizi bize ihtar ediyor!
Tam bu noktada Resûlullahın (s.a.v) başka bir sözünü can kulağımız ile dinleyelim!
"Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır"
Peki sabır nedir!?
Nahl suresi 126. ayete kulak verelim şimdi de;
"Size yapılan bir haksızlık ve kötü muameleye mukabele edecek olursanız, size yapılanın aynısıyla mukabelede bulunun. Fakat sabreder de mukabele yerine af yolunu seçerseniz, böyle davranmak, sabredenler için hiç kuşkusuz daha hayırlıdır."
Şimdi hayalen canlandıracağımız bir kurguyu seyredelim!
Ahmet arabasını aceleyle Ali'nin evinin önüne park etmişti... Ali'de beş on dk sonra geldi ve kendisine ait olan park yerinin dolu olduğunu gördü!
Ali arabasından inmiş ve söylenmeye başlamış, Ahmet ise acil olarak arkadaşına geldiği ve hemen döneceği için dışarıyı adeta unutmuştu!
Ahmet dışarı çıktığında Ali'nin huzursuz bekleyişi ile karşılaştı ve mahcup olarak özrünü ifade etmeye fırsat bulamadan Ali'nin hakarete varan söylemlerine muhatap oldu!
Ali işi pişkinliğe dökmüş, Ahmet'in olgunluğu karşısında ölçüyü iyice kaçırmış ve şımarık nefsinin haddi aşmış telkini ile Ahmet'e bir de tokat atmıştı!
Ahmet, imtihanın inceden inceye inceldiği noktada idi artık!
Önce acele ile arabasını uygunsuz park ettiği için suçluluk duymuş, sabırla davranmış, hakaretlere kendine yakışır bir uslup ile cevap vermek için Ali'nin susmasını beklerken bir de tokat yemişti!
Bu noktadan sonra Ahmet için kaba hatları ile ifade edebileceğimiz üç ihtimal vardır!
-Birincisi, Ahmet ihsan şuurunu şiar edinmiş muhsinlerden olarak, Ali'nin hoşgörüden mahrum cehaletine papuç bırakmayacak ve kendine yakışır şekilde Cenab-ı Hakk'ın her an olduğu gibi o anın da şahidi olduğunu bilerek, Furkan suresi ayet 63'ün mücessem hâline dönüşecek ve sağlık ve selamet dileyip geçip gidecektir...
"Rahmân’ın kulları o kimselerdir ki, yerde mütevazı ve nazik hareket eder, yol bilmez cahiller (cehalet ve karakterlerinden kaynaklanan bir tarzda) onlara muhatap olduğunda, onlara sağlık ve selâmet dileyerek geçip giderler."
(Furkan suresi ayet 63)
-İkincisi ise her müslüman gibi Ahmet'de kısas hakkıyla Ali'nin attığı tokada karşılık mümkün olduğunca aynı ağırlıkta bir tokadı, Ahmet'de Ali'ye atacak ve olayı nihayete erdirecektir.
-Üçüncü ihtimal ise Ahmet'in sabrının tükenmesi ile beraber (!) muhatap olduğu hakaretler ve tokadın sonucunda, Ahmet Ali'yi ele alacak ve ölçüsüz ve hesapsızca dövecektir!
Şimdi; birinci ihtimal muhsince idi!
İkincisi müslümanca!
Üçüncüsü ise, münafığın dördüncü özelliğincedir!
Çünkü, Ahmet hakarete uğramış ve tokat yemiş olarak mazlum ve haklı iken; mukabele sadedinde haddi aşmış, düşmanlık hâlinde de Allah'ın koyduğu sınırları muhafaza etmesi gerekirken; mazlum iken, zalim olmuştur!
Müslümanın zor anında dahi Cenab-ı Hakk ile beraber olması, Rabbini terk etmemesi onun imanının derinlik ve güzelliğindendir...
Musibet ve bela karşısında sabır hemen tükeniyor, iç dünyasında saklanmış olan cehalet iradeyi hemen ele geçiriyorsa; demek ki o kişi, varlığını güzel ahlak ile terbiye etmemiş - edememiş olarak, samimi iman noktasında eksikleri var demektir!...
Bir defa daha tekrar edelim ki!
Müslümanın düşmanlık hâlinde ölçülü davranması imanın güzelliğinden, cahilce davranması, haddi aşması, zalime dönüşmesi ise münafıklığın özelliklerindendir!...
Sadede gelelim...
Malumunuz olduğu üzere Türkiye 17-25 Aralık'tan sonra başka bir yola girdi ve iktidar bütün imkanlarını kullanarak Hizmet Camiası insanlarına soykırım uygulayan 2.Firavun'a dönüştü!
Lakin, mevcut iktidarın-rejimin tepesinde duran RTE ise özellikle müslüman kimliğini pazarlamaktan hiç vazgeçmiyor, her fırsatta "ben müslümanım" diyerek siyaset yapıyor. Müslümanlığı dilinden düşürmez iken de yüzbinlerce insana soykırım uyguluyor ki, ERGENEKON denen katiller sürüsü ile de ortak olmuş olarak!
Kısacası; bugün hapishanede olan, işinden ihraç edilmiş, mülküne el konulmuş, itiraf adı altında iftiraya zorlanmış, hasta, kadın, bebek-çocuk, yaşlı nine ve dedelere zulmün katmerlisi yaşatılıyor!
Neden!?
Başlıca iki sebep iddia ediliyor!
-17-25'i Cemaat düzenledi!
-Cemaat darbe yaptı!
17-25'in en büyük delili devleti yöneten haramilerin kasa ve zulalarından çıkan milyon dolarlar idi!
Ortaya atılan iddia ise; o paraları Cemaat oralara koydu şeklinde izah edilmek istendi!
Peki!
O an için el konulan paralar daha sonra faizi ile beraber o haramilere neden iade edildi!?
Dolayısıyla 17-25'i düzenleyen, icra eden, yöneten Cemaat değildir!
Darbe yaptılar suçlamasına gelince!
Bırakın AKP muhaliflerini, AKP'nin kendi tabanı dahi darbeyi Cemaatin yapmadığını biliyor. Fakat bazıları darbeyi (kalkışma) RTE'nin bu şekilde yönlendirdiğini, bazıları tamamiyle el altından RTE ve ERGENEKONUN organize ettiğini kıs kıs gülerek itiraf ediyorlar!
Dolayısıyla şu an Türkiye'de bırakın darbeyi Cemaatin yapıp yapmadığını, kimin yaptığını, 15 Temmuz ihanetini kimin icra ettiğini, halk dahi tartışmak konuşmak istemiyor!
Cemaat günah keçisi ilan edildi ve bırakın öyle de kalsın tavrı içindeler. Çünkü gerçek ile yüzleşmeye toplumun cesareti yok. Destan yazdık derken, aslında devasa bir ihanetin sermayesi olduklarını düşünmek bile istemiyorlar!
Akıl sahibi hiç kimse 15 Temmuz senaryosunun planlı programlı bir darbe teşebbüsü olmadığını bilir ve itiraf eder...
Peki olan nedir!?
Olan şudur; TSK bünyesindeki ERGENEKON maşaları özellikle kemalist subayları ayarttı ve onların yanına biraz da muhafazakar kimliği bilinen, haram helal hassasiyeti olan, AKP'nin münafıklıklarına ihtiraz eden, Hizmet Camiasına yakın ya da sempatizanı olan subaylardan da birkaç tane dahil edildi ve fitili ateşlenmiş bomba esas olarak "milletin" kucağına bırakıldı!
Nihayetinde 15 Temmuz sonrası Türkiye'nin geldiği nokta bellidir!
15 Temmuz'u her şekilde sömürenler bellidir!
15 Temmuz'un ertesi günü servis edilen ihraç listeleri bellidir!
Suçlamalara dair kısa izahtan sonra tekrar konumuza dönerek soralım!
RTE, Cemaate elindeki bütün devlet imkanları ile düşmanlık ediyor mu!?
Evet!
Yargı sistemi tamamiyle talimatla yürüyor mu!?
Evet!
Türkiye'de bırakın Cemaat mensuplarını, milletin geneli olarak, adalete güven var mı!?
Hayır!
Peki RTE'nin yapması, sağlaması, sadık kalması gereken nedir!?
Elbette ki öncelikli olarak adalet hususunda titiz davranılmalı değil mi!?
17-25 öncesinde RTE meydanlarda ve tv'lerde Cemaate yönelik diline gelen her iftirayı sıraladı mı!?
Evet!
Fakat, o iddiaların hepsi tükendi ve RTE'nin elinde kala kala 15 Temmuz kaldı!
Düşünün bir an... Bugün zindanlardaki yaşlı nine ve dedelerin, bebekli annelerin 15 Temmuz ile ne alakası var!?
15 Temmuz'u icra etti diye komutanlarının emri ile köprüye götürülen askeri öğrencilerin, üç-beş günlük er olarak askerliğini yapmaya gelmiş yirmi yaşındaki gençlerin suçu nedir!?
Aleni olarak devasa boyutu ile ortada olan bir gerçek var ki, RTE ve AKP hem Cemaate hem de muhaliflere karşı; ölçüsüz, sınırsız, hadsiz bir düşmanlık içinde ve ellerinden gelen her türlü düşmanlığı da icra ediliyorlar!
İnsanlar konuşmaya, eleştirmeye, fikrini izah etmeye dahi korkuyorlar!...
RTE'nin ve AKP'nin; "düşmanlık hâlinde haddi aşma" hâllerini izah etmeye dahi gerek yok aslında...
RTE ve AKP Cemaat mensuplarına, sevenlerine, sempatizanlarına hayat hakkı dahi tanımıyor!
Ağaç kökü yesinler diyorlar!
Suçsuz insanları sokak ortasında kaçırıp aylarca işkence edip, itiraf et diyerek iftiraya zorluyorlar!
Müebbet hapse mahkum edilmiş, 19 yaşındaki askeri öğrenci olan evladının masumiyetini izah etmeye çalışan anneler yaka paça göz altına alınıyor!
Doğum yapmakta olan anneyi hemen zindana götürmek için doğumhanenin kapısında polis bekliyor!
Hasta çocukların tedavisi dahi engelleniyor!
İŞİD'in Türkiye sorumlusu gözaltına alındığında kelepçelenmez iken (!) suçsuz olan Cemaat mensubu ya da sevenlerine azılı terörist muamelesi yapılıyor!
Kısacası RTE ve AKP'nin Hizmet Camiası insanlarına karşı düşmanlıkları; haddi milyon kere aşmış olarak devam ediyor!
Münafığın dördüncü özelliği;
DÜŞMANLIK HÂLİNDE HADDİ AŞAR!



Yorumlar
Yorum Gönder