Zulüm Karşısında Müdafaa



İnsan zor vakitlerde belli olur... 

Hayatın asude seyr eylediği demlerde herkes için her türlü iddianın ardına saklanmak gayet kolay, o iddiaların hakikati de o an için mechuldür... 

Sözün bittiği noktada siyah beyazın tercümanı, Firavun hiç istemediği hâlde ebediyyen Hazreti Musa'nın (a.s) en büyük reklam tabelası, zalim de zulmüyle mazluma Cehennemi haram, Cenneti de helal eyleyen olarak, hüküm de ebediyyen mühürlenmiştir artık... 

Hazreti Habbâb b.Eret (r.anh) hakikatten vazgeçmediği için, Mekke'de demir ocağının üzerine sırt üstü yatırılıp ateş sönene kadar bastırılıp bırakılmadığı günlerden kalma, parmak sığacak kadar yanık-işkence izlerini hatıra olarak taşıyordu sırtında... 

Hazreti Bilal'in (r.anh) iradesi Mekke'nin bütün azılılarının toplanıp her yola başvurmalarına rağmen feth edemedikleri kale idi...

Mazlumlar için galibiyetin yolu, şahsi varlıklarını değil de, taraf oldukları hak mücadelesini yekpare olarak savunmaktan geçiyor! 

Daha dün merhum Zübeyir Gündüzalp'in mahkeme salonlarında şahsi varlığına hiç ehemmiyet vermeden gönül verdiği mücadelesini savunması bütün tazeliğiyle ibreti alemdir...
Sadece Zübeyir Gündüzalp değil, Üstadın bütün talebeleri savunma hattı olarak davalarını benimsemiş, şahsi olarak haklılık ıspat etme yoluna gitmemişlerdir... 

Mekanları Cennet, makamları Firdevs olsun İnşa-Allah... Bekir Berk, Zübeyir Gündüzalp ve Tahiri Mutlu'nun avukatı olarak hapishanede yaptığı görüşme esnasında sormuştu;
Sizi, şahsınızı mı savunayım, dâvânızı mı!? 
Şahsınızı savunursam erken çıkarsınız, dâvânızı savunursam iş biraz uzar! 
Aldığı cevap;
"Sen dâvâmızı savun, biz hapiste kalmaya razıyız" 

Mazlumların zalim karşısında kararlılıkla metin durması ve aynı hakikati haykırması biri bin yapıyor, mazlum zindanda dahi hakikatin dellalı olarak huzur soluklayıp ebedi izzete nail olurken; zalim israf sarayının zahiri genişliğine rağmen dünyaya sığmıyor; sabahı karanlık, gecesi hafakan, sofrasından da Cehennem zakkumu eksik olmuyor aslında... 

Muhterem M.Fethullah Gülen Hocaefendi... Hakk'a hizmete bütün varlığını adadığı ilk vakitlerde, ailesini daha yolun başında iken uyarır ve ikaz eder, ve hatta isterseniz gelin şimdiden benimle yollarınızı ayırın, yarın benim vesilemle türlü eziyetlere maruz kalmak istemiyorsanız şimdiden sen gibi bir kardeşimiz yok deyin, ben de size şimdiden hakkımı helal edeyim ve helalleşip ayrılalım demişti!...
https://youtu.be/_dQr9CpXNDA

İşte büyükler ateşten gömlekten farksız olan o adanmışlık urbasını bilerek giyerken; kader, küçüklere de aynı hakikat yolunda nefer olmaya layık olabilmek için fırsat sunuyor! 

Bugünün Türkiye'sinde her türlü hainin tek cephede birleşip, masum ve iyiliğe adanmış insanlara hayat hakkı tanımama gayretleri karşısında; yüzbinlerce insan da, insanlık tarihinin ender sınavlarından birini göğüslüyor... 
Hasbelkader yüzleşilen muhakemesiz mahkemelerde menfaat karşılığı zalime mahkum olmuş sözde hâkimlerin karşısında hakikati haykırmak... O küçükleri de büyükler kervanına dahil edecek, yıllarca imrenerek anlatılan nice menkıbenin bir benzerinin sahibi de kendileri olmuş olacaklar... 

Bütün hakikatiyle karşımızda duran bu gerçeğe mukabil, yüreksiz ve samimiyetsiz bazı gerçek küçükler de; birkaç kaş göz işareti, azıcık yükselmiş ses tonu karşısında; aslında içinde sakladığı kaypaklık ve riyakarlığı dışa vuracak, zalimin ağzının mukalliti olarak ne isterlerse onu söyleyecek, "iftiranın" adı "itiraf" olacak, birkaç günlük geçimlik hatrına, kaderin ayağına getirmiş olduğu ebediyyen izzet ve şerefe nail olma nasibini de tepmiş oluyorlar!... 

*

Ey iman edenler!
Bizzat kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa, haktan yana ve Allah için şahitlik yapanlar olarak var gücünüzle ve kılı kırk yararcasına adaleti gerçekleştirin ve koruyun. (Lehinde ve aleyhinde şahitlikte bulunacağız kişi) zengin de olsa fakir de olsa bilin ki Allah, onların her ikisine de sizden daha yakındır; bu sebeple (zengine hürmetinize veya ondan beklentinize ve fakire merhametinize takılarak), nefsinizin meyillerine uyup adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek doğru şahitlikte bulunmaz veya şahitlik yapmaktan (ya da doğruyu söylemekten) büsbütün kaçınırsanız, unutmayın ki Allah, her yaptığınızdan hakkıyla haberdardır.
(Nisâ Suresi Ayet 135)

*

Dolayısıyla bugünün Türkiye'sinde hakikati ifade etmek için Hizmet Camiası mensubu olmanız şart değildir! 
Şahsi varlığını türlü faşizm ya da hainliğe peşkeş çekmemiş, vicdan sahibi her insanın hakikati olduğu gibi ortaya koyması insanlığının gereğidir... Üstelik bir de mahkemede söyleyecek olduğunuz bir "laf" ile birini ve yüzbinlerce insanı töhmet altında bırakmak, suçlamak, zalim ve hainlerin iftiralarının tellalı olmak ise; ne büyük bir bedbahtlıktır! 

Kaldı ki, 17-25 ile başlayan ve 15 Temmuz sonrasında propagandanın her çeşidi ile devam ettirilen F.TÖ iftirasına dair bazılarının o an ki fikri karışık olabilirken, artık geçen zaman içinde devleti yöneten AKP+ERGENEKON rejiminin iftira ve yalanlarının asılsız ve mesnetsiz olarak kin ve gayz ile ortaya atıldığını bilmeyen, fark etmeyen kalmışmıdır ki!? 
Çünkü artık herkes görüyor ki sadece Hizmet Camiası mensubu olanlar değil (!) 17-25'den sonra kurulan rejime muhalif olan, ihtiraz eden, eleştiren, kısacası insan olarak fikrini izhar eyleyen herkes bir anda F.TÖCÜ damgasını yiyor ve artık bütün savunma da hayır ben F.TÖCÜ değilim telaşına mahkum ediliyor!

Yazık ki insanlar ve hatta bütün muhalefet, malzemesi olmakta bir beis görmedikleri FTÖCÜSÜN, DEĞİLİM tartışmasına hem kendilerini, hem de bütün Türkiye'yi kurban ederek ülkenin maddi manevi iflasına hizmet etmiş oluyorlar!

Sadece hakikati haykırmak!... 
F.TÖ söyleminin devasa bir yalan-iftira olduğunu haykırmak çürümemiş her vicdanın önce kendi insanlığına, sonra da bütün insanlık ve Cenab-ı Hakk'a karşı borcudur... 

Çünkü Hizmet Camiasını sevip sevmemek insanı imanlı ya da imansız yapmaz! 
Fakat 2.Firavun ile beraber olmak, desteklemek, alkışlamak insanı ebediyyen o Firavun'la beraber olmaya, ondan ayrılamamaya mahkum eder! 

Nihayetinde; "kişi sevdiği ile beraberdir"

*

(Bu tarihî sürecin ortaya koyduğu gerçek dururken,) sizden önce geçenlerin başlarına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntı ve mihnetler, öyle çetin zaruretler dokundu ve öylesine sarsıldılar ki, başlarında bulunan rasûl ve beraberindeki iman edenler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek hale geldiler. Bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.
(Bakara Suresi Ayet 214)

Yorumlar

Popüler Yayınlar