Boşluk Şehidler Tepesinde mi Beş Tepede mi
Şehidlik... Cenab-ı Hakk'ın rızası ve hoşnutluğuna nail olabilmek için, insanın sahip olduğu her şeyden ve canından bütün içtenliği ile vazgeçmesi karşılığında; Allah’ın lutfu ile elde edilen bir makam, mertebe, sıfat, taltiftir diyebiliriz...
Toplumlar genellikle farkında olmadan ve bazen de kasıtlı olarak kavramların içini boşaltmayı sever!
Yıllar önce kamera karşısına geçmiş olan bir kadın trafik kazasında vefat eden evladını trafik şehidi olarak nitelemişti!
Benzer yoz yaklaşımlar devamlı olarak dillendirilir. Fakat şahıslardan öte bizzat devleti yöneten siyasilerin şahsi menfaatleri uğrunda kutsalları sömürmesi, toplumun algı kanallarında tamiri zor tahribatlara sebep olur!
Öldürülen bir insanın şehidlik makamına nail olup olmadığı sorusunun cevabı, genel manada hiçbir insan için aşikar değildir!
Meseleyi ashabı kiramın yaşadıkları etrafında bir iki örnekle somutlaştıralım...
Hazreti Osman b. Maz‘ûn (r.anh) ilk müslüman olanlardan, Habeşistan'a hicret edenlerden, Bedir savaşına katıldıktan sonra Medine'de ilk vefat eden ve daha birçok imrenilecek özelliklere sahip olarak Resûlullahın (s.a.v) çok sevdiği arkadaşlarından birisi idi...
Cenazesinde bir kadının Osman b. Maz‘ûn'u kast ederek Cennetlik olduğunu söylemesi üzerine, Resûlullah (s.a.v) kadına dönerek;
"Nereden biliyorsun Cennetlik olduğunu" diyerek sormuştu!
Kadın da cevap olarak;
Cenâb-ı Hak ona ikram etmezse kime eder ki deyince;
Bu cevap üzerine Resûlullah (s.a.v)
Allah’ın elçisi olduğu hâlde "kendi akıbetinden dahi emin olmadığını" belirtmiş ve bu tür sözlerin uygun olmadığını ifade etmişti!...
Allah Resûlü (s.a.v) Mute savaşı için hazırladığı orduya komutan olarak Zeyd b. Hârise'yi atamış, ona bir şey olursa Ca‘fer b. Ebû Tâlib'in komutan olmasını emir buyurmuş, ona da bir şey olursa Abdullah b. Revâha’nın (r.anhum ecmain) komutan olacağını ifade etmiş ve şayet ona da bir şey olursa kendi aranızdan birini komutan olarak seçin demişti...
Nitekim günler geçmiş ve Resûlullah (s.a.v) savaş meydanında yaşanmakta olanları ekrandan seyr ediyormuşcasına yanındakilere anlatırken Zeyd b. Hârise'nin şehid düştüğünü, Ca'fer b. Ebû Talib'in de şehid düşmesinden sonra sancağı Abdullah b. Revâha'nın almış olduğunu söylüyordu!...
Abdullah b. Revâha komutan olarak sancağı almış ve savaşmaya kaldığı yerden devam ediyordu...
Fakat bu noktada Resûlullah (s.a.v) bir süre susmayı tercih etmiş ve Abdullah b. Revâha'nın adeta şehadete nail olma yolunda biraz takıldığını-duraksadığını ifade etmişti!
Nitekim savaş bitmiş ve gaziler Medine'ye dönünce birçok detay hatıra olarak anlatılırken Abdullah b. Revâha'nın sancağı aldıktan sonra kendi kendine şöyle dediği anlatılmıştı...
"Ey nefsim!
Eğer endişen, hanımından mahrum kalmaktan ileri geliyorsa; bil ki onu üç talâkla tamâmen boşadım gitti!
Eğer kölelerinden uzak kalmak ise derdin, onları da âzâd ettim!
Yok eğer bahçe ve bostanından mahrum kalmak istemiyorsan, onları da Allâh ve Rasûlü’ne bırakarak infâk etmiş bulunuyorum.”
Hazreti Abdullah b. Revâha savaş meydanında savaşırken, ölümle her an burun buruna olduğu hâlde, üstelik hiçbir zorlama olmadan-kendi isteği ile savaşa katılmış iken, savaş karşılığında hiçbir ücret ya da menfaat beklemiyorken, iç dünyasında hissettiği nefsinin ufacık hırıltılar ile mücadele etmiş ve sahip olduğu her şeyden kendi isteği ile vazgeçtiğini haykırıp, nefsinin ve şeytanın bütün telkinlerini ayağının altına alarak... ancak şehadete kavuşabilmiştir!...
(Bu noktada biraz durup Abdullah b. Revâha'yı (r.anh) tanıyabilmek için birkaç cümle söylememiz gerek!
Abdullah b. Revâha (r.anh) Resûlullahın (s.a.v) şairlerinden olup, "şiirleri müşrikler üzerinde oklardan daha etkilidir” iltifatına nail olmuştur... Ramazan ayı içerisinde yapılan bir yolculukta seferi hâlinde oruçları kazaya bırakma ruhsatını birçok kişi kullanmış iken, Abdullah b. Revâha; Resûlullah (s.a.v) ile beraber orucunu tutmaya devam etmiş ender sahabilerden biridir. Mute savaşı öncesi kendileri 3000 kişilik bir ordu iken, Bizans'ın çok daha kalabalık bir ordu ile yaklaştığı haberi üzerine geri çekilip takviye isteme fikrine karşı çıkmış ve Allah’a güvenerek savaşmak gerektiğini savunmuş, bu fikrini de kabul ettirmiştir. Zühd ve takvâsı imrenilecek derecede olmakla birlikte ifade edilmesi gereken başka özellikleri var iken, Abdullah b. Revâha'nın şahsı hakkında fikir edinmek için bu kadarı yeterlidir diyerek sözü kısa tutuyorum!)
Diğer taraftan Uhud savaşında müslümanlarla birlikte kahramanca savaşan Kuzman isimli birisi vardır!
Kuzman'ın savaş alanındaki başarısı Resûlullaha (s.a.v) anlatılınca, Efendimiz onun Cehennemlik olduğunu söylemiş, ashabı kiram da Efendimizin bu ifadesine şaşırmış ve Kuzman'ı yakın takibe almışlardı. Nitekim Kuzman aldığı ağır bir yara ile cephe gerisine taşınmış iken, yarasının acısına dayanamaz ve intihar eder!
Bugünün Türkiye'sinde insanlar ölüyor, öldürülüyor... Ve devletin personeli olanlara şehit diyoruz!
Ölen o insanların iç dünyalarındaki niyet ve samimiyetlerinden kim emin olabilir!?
Kaldı ki bugün T.C devletini hırsızların, münafıkların, sübyancı hamilerinin, israfta sınır tanımayan müsrifgillerin yönettiğini, TSK'yı da kendi saltanatları uğruna keyiflerince kullandıklarını az da olsa aklını kullanan herkes biliyor!...
Suriye'deki savaşı RTE iktidarının başlattığını, ÖSO militanlarının TSK bünyesinde Urfa'da eğitildiğini, İŞİD ile silah ticareti yapıldığını, El-Nusra ile kanki olduklarını, Libya'daki iç savaşa aynı şekilde taraf olarak iştirak edildiğini ve Libya'da da askerlerimizin katl ettirildiğini kim bilmiyor ki!?
İktidarın, saltanatını korumak için savaş atmosferine sığınarak Türkiye'nin iflas etmiş olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye çalıştığını hangi akıl sahibi fark edemez!?
Birkaç sene öncesine kadar komşularımız ile sıfır sorun politikası yürütülürken, neden 17-25 ve bilhassa 15 Temmuz sonrası Türkiye'nin savaş havasına sokulduğunu hangi aklı selim düşünüp irdelemez!?
Şehitler tepesi boş kalmayacak demek münafıklığın şirk ile karıştırılmış hâlidir!
Ve AKP'nin seçim günlerinde bize oy veren Cennet beratı almış sayılır fasıklığından farkı yoktur!
Ya da RTE'nin seçim meydanlarında Kur-an'ı Kerim sallayarak oy toplayıp saltanat devşirmesi ne ise, şehitler tepesi demesi de aynı şeydir!



Yorumlar
Yorum Gönder