Yanımızdaki Düşmanlık ve İhanetler
Kur'an Kerim'i bize hitap ediyormuş gibi okumamız gerektiği devamlı olarak hatırlatılır...
Lakin özellikle iyi niyetli ve riyakarlıktan uzak müslümanlar bazı ayetlerde geçen ikazlar karşısında gafil kalıp, Kur-an'ı Kerim'in vurguladığı o tehlikelerden kendilerini muaf gibi algılayabiliyorlar!
Ve ne yazık ki en büyük üzüntü ve kederlerin müsebbibi de hiç ummadığımız kişiler oluyor!...
İnsanlık tarihinin ilk düşmanlığı, Kabil'in kardeşi Habil'i öldürmesi ile başlamış ve o açılan kapı hiç kapanmamıştır!...
Ey iman edenler!
Eşleriniz ve çocuklarınız içinde size düşman olanlar bulunabilir.
Bu bakımdan, öylelerine karşı dikkatli olun.
(Teğabün Suresi Ayet 14)
F.TÖ iftirasıyla başlayan 2.Firavun devri dediğim fitne döneminde insanların nasıl değiştiğini görene kadar bu ayetler belki de sadece ekstradan ikazlar idi birçok insan için...
Oysa görüldü ki aklımızdan geçmeyecek ihanetler ile el ele yaşıyormuşuz!
İnsan için dünya hayatı elbette ki sadece imtihandan ibarettir...
İnsanların kader dahilindeki yaşamları esnasında karşılıklı olarak kaybetme ya da kazanma gibi bir zorunluluğu yoktur!
Muhatapların tamamı ya da bazıları kaybedip kazanabilir...
Anne ile evladı, koca ile karısı, kardeş ile ablası, ikinci dereceden akrabalar, yakın komşularımız, iş dünyasındaki muhataplarımız v.s...
Etrafımızdaki bütün bu insanlar bizim için en girift imtihanlarımızın vesilesidir!
Kur-an'ı Kerim Hazreti İbrahim'in (a.s) atası Azer ile olan mücadelesini şöyle özetliyor;
Bir zaman İbrahim, atası Âzer’e şöyle demişti:
“Şimdi sen, putları ilâh mı ediniyorsun?
Doğrusu ben, seni de, mensubu bulunduğun şu halkı da apaçık bir sapıklıkta görüyorum.”
(En'âm Suresi Ayet 74)
Gördük ki iman ciddi samimiyet ve bilinç gerektiriyormuş!...
Hırsızlığı aleni olan biri, İslamiyeti sömürerek saltanat devşiriyor ve yüzbinlerce masum insana terörist iftirasında bulunuyor!
Terörist iftirasına muhatap olan insanlardan binlercesinin anne ya da babası öz evladına inanmak yerine; o hırsıza inanmayı tercih ediyorlar!
Bu hâl kul hakkı üzerinden aleni bir sapıklık değil de nedir!?
Kur-an'ı Kerim Lut kavminin helakini anlatırken Hazreti Lut'un (a.s) karısının geride bırakılıp helak edilişini nazara vererek bir peygamber eşinin de iç dünyasında taşıdığı riyakarlığı-münafıklığı hatırlatır!
Neticede Biz de O’nu ve ailesini kurtardık, hanımı hariç. Onun geride kalıp helâk edilenlerden olmasını takdir buyurduk.
(Neml Suresi Ayet 57)
Demek ki peygamber eşi olmak bir insanın helak olmasına mani olmuyor!
Her insan kendi konumunda ve kaderin taktir ettiği sebepler dahilinde kendi imtihanını yaşıyor!
Ve elde edebileceği en yüksek yakınlık vesilesine nail olmuş olmasına rağmen, esfeli safiline yuvarlanabiliyor!
Bugünün Türkiye'sinde yaşananlara bakınca şartların zorluğu karşısında hemen değişen, yolunu ayıran, derinliği olmayan, sevgiyi gerçek manada hiç tatmamış, nikahın sorumluluğundan bihaber, her gün biraz daha çürüyen, Hazreti Lut'un (a.s) karısının mukalliti olanların var olduğunu görüyoruz!...
Diğer taraftan Hazreti Nuh'un (a.s) evladının helak olması hususunda Cenab-ı Hakk ile olan o an ki diyaloğu ibret-i alemdir...
Nuh, Rabbisine nida edip şöyle dedi: “Yâ Rab! Boğulan oğlum da mü’min olarak aileme katılanlardandı, öz evlâdımdı. Sen’in, (mü’min olarak aileme dahil olanları kurtaracağına dair) va’din de elbette haktır ve Sen, Hakimler Hakimi’sin.”
“Ey Nuh!” buyurdu Allah, “O, senin ailenden değildi; çünkü onun bütün hayatı, yanlış inanç, yanlış tavır ve davranış üzerine kuruluydu. O halde, hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın bir meselede Ben’den istekte bulunma. Sana cahilce bir davranış içinde olmamanı öğütlerim.”
(Hûd Suresi Ayet 45-46)
İşte Hazreti Nuh'un evladı da babasının içten gayretleri ve peygamber çocuğu olmasına rağmen boğularak helak olmaktan kurtulamadı!
Hizmet Camiasının bugünkü hâline bakınca, meğer ne kadar da boğulmaya hevesli ve hayırsız evladı varmış demekten insan kendini alamıyor...
İnsanın eğitimi, öğretimi, terbiyesi ve genel manada güzel ahlakına vesile olmuş, yıllarca zahmetini çekmiş, emek vermiş öğretmenlerine karşı vefalı olması, o insanın insanlığının ıspatı değil midir!?
İnsanın bir anda nankör kesilip daha dün karnını ve bilinç dünyasını doyurduğu maddi ve manevi sofralara bugün hakaretler göndermesinin adı nedir!?
İnsanı kurtaran sadece Cenab-ı Hakk'ın rahmetidir!
Elbette ki Cenab-ı Hakk'ın rahmetini celb eden en büyük vesile de insanın içinde taşıdığı niyet ve samimiyettir!...
Hazreti Yusuf'un (a.s) kardeşleri ile olan imtihanına dair yaşadıklarını hatırlayalım!
Bir zaman Yusuf babasına, “Babacığım!” dedi: “Ben, rüyamda onbir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederlerken gördüm.”
Yakup, “Oğulcuğum, ” diye cevap verdi, “bu rüyanı kardeşlerine sakın anlatma. Olur ki, (kıskançlıkla) sana bir tuzak kurmaya kalkarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır (ve onları böyle bir şeye sevk edebilir).
(Yusuf Suresi Ayet 4-5)
Hazreti Yakub (a.s) peygamber fetanetiyle meseleyi kavramış ve evladını, diğer evlatları hususunda ikaz etmişti!
Çünkü insanın kolaylıkla ucuz hissiyatların kurbanı olabileceğini biliyordu...
Nihayetinde Hazreti Yusuf'un (a.s) kardeşleri hasedin kıskacında kıvranmış, kin ve gayz ile bilenmiş olarak kardeşlerini göz göre göre ölümün kucağına atana dek huzur bulamamışlardı!...
Demek ki kimileri hainliğin babası, ihanetin annesi, zulmün abisi, fitnenin ablası, entrikanın kardeşi, münafıklığın sevgilisi, iftiranın dostu, vefasızlığın arkadaşı, haramın taciri olabiliyor!...
Herkes kendi amelinin sahibidir ve mazlum ile zalim olma noktasında payına masumluk düşenlere ne mutlu...



Yorumlar
Yorum Gönder