Koronavirüs mü Öldürür Devlet mi
Şeyh Edebali Hazretleri bundan yedi yüzyıl önce, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” diyerek özelde Anadolu insanına, genelde bütün insanlığa çok önemli bir nasihatte bulunmuş...
Fakat insanoğlu insanlık tarihi seyri içinde, devlet dediğimiz mekanizmayı da bizzat elinde tutanın insan olduğu gerçeğiyle beraber, toplumun yaşadığı sorunları bazen görüp çözüm üretmeyi, bazen sırtını dönerek inkar etmeyi, bazen de insanı Firavun'ca yönetmek istediği için, suçlamış; terörist, hain ve suçlu ilan ederek cezalandırma yoluna gitmiş ve uzun vadede bizzat kendi ayağına sıktığını çok defa fark etmemiştir...
Günümüzde bütün dünyanın en büyük sorunu hâline gelen Koronavirüs vesilesiyle bir kez daha insanını yaşatmak için var olan devletler ile, insanını köle ya da güdülecek sürü (teba) olarak kabul eden yönetimlerin farkı acınası hâli ile kendini göstermiştir!
Kısaca zikr edecek olursak, Çin Koronavirüs'ün anavatanı olmasına ve üstelik teknolojiyi de iyi kullanmasuna rağmen halkına karşı yerine getirmesi gereken sorumluluk noktasında sınıfta kalmış, halkının devleti ayakta tutması, yüceltmesi, hatta adeta kutsamasına karşılık; Çin devleti halkını yaşatmak için yeteri hazırlık ve gayret noktasında düpedüz iflas etmiş olarak insanlarını ölüm ile başbaşa bırakmıştır!
(Çin'in Koronavirüs ile alakalı açıkladığı rakamların gerçeğin yarısını dahi yansıtmadığını düşündüğümü de eklemek istiyorum)
Çin'in halkına karşı sorumluluğu noktasında sınıfta kalmış olmasına mukabil, yanı başındaki G.Kore ise gelişmiş bir devlet olarak gerekeni yapmış, insan sağlığı için her türlü tedbiri ve imkanları devreye sokmuş ve insanını dünya geneline göre en az zayiat oranlarıyla yaşatabilmiştir...
Dünya geneline bakınca İngiltere, ABD, İtalya ve İspanya'nın başarısız olduğu-olacağı görünürken, Almanya ve Kanada'nın başarılı olduğunu da ifade etmek gerekiyor!
Bu noktada genel olarak fark ediliyor ki, yönetim olarak şeffaf olmayı başaran-tercih eden devletler halkını yaşatma noktasında daha başarılı oluyorlar!
Türkiye'de, yani Şeyh Edebali Hazretlerinin on üçüncü asırda; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” dediği topraklarda neler oluyor!...
Koronavirüs ortaya çıkmış ve dünya geneline kararlı adımlarla-istatistiklerle yayılmaya devam ederken, İran da Koronavirüs'ün ikinci üssü noktasında iken (!) Türkiye İran ile bütün faaliyetlerini gayet normal seyrinde devam ettirmiştir!
Diğer taraftan dünya genelinde karantina bölgeleri, sokağa çıkma yasakları tartışılmaya başlanmış iken, on binlerce insanımızın umreye gidişine izin verildi!
Umreye gidişler devam etti ve dönüşlerde de alınması gereken tedbirler noktasında gayet ihmalkar davranıldı. Yurt dışından dönen insanların tamamı daha düne kadar hiçbir işlem, takib ya da tedbir ile muhatap olmadı!
Türkiye'yi yönetmekte olan siyasi İslamcılar Koronavirüs karşısında adeta deve kuşunu oynadılar!
Deve kuşuna gel sırtına biraz yük yükleyelim dediklerinde, ben kuşum diyor!
Madem kuşsun uç da görelim dediklerinde ise, ben deveyim dediği gibi!
Bizim siyasi İslamcıların en büyük özelliği de cehalet olduğu için kader mevzusunu da yanlış yorumladılar ve eyledikleri zulümlerden dolayı henüz başlarına taş yağmamış olduğu için, o cahil şımarıklığı ile bize bir şey olmaz moduna girdiler!
Türkiye'nin Korona faciasına koşar adım yaklaştığını görmek istemedi, göremediler!
Akıllarınca Koronavirüs teğet geçecek ve Türkiye'yi biz yönetiyoruz, onun için Türkiye'ye bişey olmadı diyecek ve Allah'a karşı hadsizlik, millete karşı da şımarıklık edeceklerdi!
Fakat Koronavirüs kararlı adımlarla büyük şehirlere yerleşmeye başlayınca hastahanelerin içinde bulunduğu acınası hâli nasıl saklarız telaşına düştüler!
İnsanlar üçer beşer ölüyor fakat ölüm gerekçelerine Koronavirüs yerine başka şeyler yazarak milleti her zamanki gibi enayi yerine koyarak aldatmayı tercih ettiler!
Ve artık mızrak çuvala sığmaz olmuş, millet de devlet baba diyerek beklentiye girmiş iken!
İsraf sarayının müsrifiyesi IBAN nosu paylaşarak, bağışı gönüllü, katılımı zorunlu kampanya ilan etti!
Evet... IMF borç istedi verin dedim replikleri ile artisliğinin zirvesini, Suriye'liler için kırk milyar dolar harcadık, bir kırk daha harcarız diyerek züğürt kabadayılığının da dibini görmüş olan, “israf sarayının o müsrifiyesi” IBAN paylaşarak yirmi yıldır sırtından müsrifce yaşadığı milletine; ben seni yaşatamam, başının çaresine bak ve kendi kendini yaşat diyordu!
Sağlık bakanlığı özel hastahanelerin Koronavirüs hastalarından fark almasına mani yok diyor!
Aynı sağlık bakanı Koronavirüs'ün bu kadar hızlı yayıldığını bilmiyorduk diyerek cehaletini ilan ediyordu!
Sağlık bakanlığının içler acısı haline rağmen, israf sarayının müsrifiyesi İran ve İtalya'ya uçaklarla yardım göndererek dünyaya karşı münafıkca iyilik meleğini oynama riyakarlığını sergiliyebiliyordu!
Türkiye'ye yaşatılan bu hezimete karşılık “başkanlık” hususunu da hatırlamak gerek!
Evet, Türkiye başkanlıkla, yani RTE'nin resmi ve gayrı resmi olarak istediği, aklına gelen, hayal edebildiği her türlü yetki ile donatılmış olarak Türkiye'yi yönetiyor olduğu gerçeğiyle beraber böyle bir zilleti yaşıyor!
Şayet başkanlık olmasaydı, o vakit RTE Koronavirüs dolayısıyla ölen insanları sömürecek ve sistem işlemiyor diyecekti!
Lider olarak RTE'nin, yönetim olarak AKP'nin hiçbir bahanesinin olmadığı-olamayacağı gerçeğiyle beraber düşünürsek, Türkiye'nin nasıl bir ihanete maruz kaldığı, insanına sahip çıkma noktasında devletin sadece ölen insanları seyretmekle yetindiği inkar edilebilir mi!?
Böylesine devasa sağlık sorunu ile karşı karşıya kalınmış iken Kızılay'ın ne yaptığını, ne ile meşgul olduğunu soran, bilen, duyan, gören var mı!?
Ne yazık herkes biliyor ki; Kızılay, AKP'li yandaşların kirli işleri ve yolsuzlukları ile meşgul olduğu için ve eminim kasasının da tamtakır bırakılmış olmasından dolayı; duymadım, görmedim, bilmiyorum diyerek üç maymunu oynuyor!
Yıllardır AKP'nin beslediği onca vakıf ve yardım kuruluşlarının hiç sesi çıkıyor, ufak da olsa millete hizmet sunuyorlar mı!?
Elbette ki hayır!
Yirmi yıldır devleti bahane ederek israf saraylarında yaşayanların böylesi zor günlerde milleti yaşatmasını beklemek zaten başlıbaşına saflık ötesi aptallık olurdu!
Halkımızın devlete dair algı ve yaklaşımını, devletin insan karşısında ne olması gerektiğini, devleti elinde tutanların devlet-devlet derken aslında şahsi hesap ve saltanatlarının derdiyle oturup kalktıklarını çok iyi görüp idrak etmesi lazım!
Milletin adalet noktasında endişeleri varsa ve devletin kontrol mekanizmalarında tamamiyle başıboşluk oluşmuşsa her halükarda hüsran yaşanacağı muhakkaktır...
Ve öyle bir vakitte yaşanır ki yaşanacak olan, adeta son sürat giden bir otobüsün uçuruma yuvarlanmasına benzer ki, en büyük bedeli de o otobüsün (devletin) içindeki yolcular (toplum) öder!...
Önemli olanın lider değil de; devlet dediğimiz mekanizmanın sağlıklı bir sisteme oturmuş olmasının çok daha elzem olduğunu idrak etmek zorunluluğumuz var!
Kısaca özetlersek!
Birkaç yüzyıldır milletimiz devletini yaşatırken, devletimiz içinde savrulduğu sistemsizlik, başıboşluk ve binbir türlü ihanet ile milletini yaşatmayı değil, sadece sömürmeyi-öldürmeyi tercih ediyor...
Koronavirüs'ün öldürdükleri kader...
Devletin öldürdükleri ihanettir!



Yorumlar
Yorum Gönder