Münafıklık Üretme Çiftliği AKP!
Çok değil birkaç yıl önce birisi bana böyle bir cümle kurabilir misin diye sorsa idi!
Asla der... kesip atardım!
Lakin hayat her zaman olduğu gibi öylesine şaşırtıcı sürprizlerle dolu ki... İnsan yaşadıkça hayret ediyor, hayret ettiği her defasında da, artık hayret edilecek bir şeyin kalmadığını zannediyor...
Yazıya başlamadan önce meramımın sarih olarak vuzuha kavuşması için Allah Resûlünün (s.a.v) münafıklık konusundaki hadis-i şerifini hatırlatmak istiyorum...
"Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terkedinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş olur;
-Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder.
-Konuştuğunda yalan söyler.
-Söz verince sözünden döner.
-Düşmanlık hâlinde haddi aşar, haksızlık yapar."
Özellikle belirtmek istiyorum ki AKP'nin tamamını münafık olarak yaftalamıyorum!
AKP'ye yönelttiğim suçlama;
Resûlullahın (s.a.v)
" Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terkedinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş olur"
İkazına dayanıyor!
Dolayısıyla bir insanda münafığın özelliklerinden olan "bir sıfat veya huy" olması onu tam olarak münafık yapmaz!
Resûlullahın (s.a.v) ifade buyurduğu o dört özelliğin tamamı bir kişide varsa; ancak o durumda münafık olur!
Özet olarak ifade edeyim; münafık başka, münafığın bir huyunu/sıfatını taşıyan birinin münafıkca davranması, münafıklık yapması başkadır!
Aynı zamanda o kişinin sonraki hayatında tevbe edip o huy/huylardan kurtulması da mümkündür...
Şahıs olarak ise sadece RTE'nin kendisini!
-Sayısız ve sınırsız yalanları!
-Millete olan yerine getiremeyeceği vaadleri!
-Özellikle milletin emaneti olan devlet imkanlarını talan edip peşkeş çekmesi/heder ederek ihanet etmesi!
-Kendisinin hırsızlık ve hainliklerini tasvip etmeyen insanları düşman belleyerek "düşmanlık hâlinde haddi aşma" hususunda sınır tanımaması RTE'yi tam olarak münafık olarak görmeme/ifade etmeme sebeptir!
Münafığın "düşmanlık hâlinde haddi aşmasının" RTE'de nasıl zuhur ettiğini diğer bir yazımda izah etmeye çalışmıştım...
Okumak isterseniz buyurun;
https://nidaiden.blogspot.com/2020/02/munafgn-dorduncu-ozelligi-ve-zulum.html?m=1
Sözünü ettiğim "üretme çiftliği" ufak çaplı bir guruh olsaydı birkaç kendini bilmezin, sapmış-şaşırmışın sapkınlığı der geçiştirilebilirdi...
Fakat son yirmi yıldır Türkiye'yi yönetmekte olan RTE+AKP dediğimiz siyasi mihrakın etkileri o kadar sınırsızlaştı ki, üzerinde durmamak, izah edip insanlara sunmamak gibi bir lüksümüz de yok!
Diyeceksiniz ki; herkes kendi bildiğini okuyor ve kimsenin ne dediği kimsenin de umurunda değil...
Olsun... nihayetinde insanın, özellikle de müslümanın asli görevlerinden biri de; iyiliği emr edip kötülükten nehy etmek değil mi...
Münafıklık üretme çiftliği dediğim AKP'nin kısa zamanda zuhur ettiğini, ya da tamamiyle RTE'nin ürünü olduğunu düşünürsek hata ederiz!
Peki bu çiftlik ne vakit oluşmaya başladı!?
Ne zaman inşaa edildi!?
RTE ile mi başladı!?
Yoksa RTE'den öncesi de var mıdır!?
Elbette vardır, "münafıklık üretme çiftliği" olarak nitelediğim zihniyetin zuhuru Erbakan'ın ilk yıllarına dayanır ve bizzat Erbakan'ın kendisi tarafından temelleri atılmış, inşaa edilmeye başlanmıştır!...
Erbakan'ın siyasi yaklaşımı; "beni seçmek zorundasınız, çünkü ben müslümanım" onlar ise zındık-kafir, zihniyeti üzerine bina edilmiştir!
Erbakan'ın daha Milli Nizam Partisi yıllarında özellikle kendi cemaati olan İskenderpaşa cemaati ile yaşadığı sorunları aşmak için geliştirdiği ve sonrasında da bütün Türkiye'ye aklınca dayatmaya çalıştığı zihniyetten söz ediyorum!
Ne diyordu!?
Bana oy vermeyen kendine din arasın, ya da bana oy vermeyen patates dinindendir!
Erbakan'ın kendi cemaati ile olan sorunları ve tepkilerine dair merhum Mahmut Esad Çoşan hocayı dinleyebilirsiniz...
https://twitter.com/Nidaiden/status/1237696717266595842?s=19
Merhum Mahmut Esad Çoşan hocanın yaşayıp anlattıklarına bakınca, Erbakan'ın şahsını "halifeleştirdiğini" anlamak zor değil!
Erbakan'ın bu tavrının ne kadar anlamsız ve saçma olduğunu izahı sadedinde, Erbakan zihniyetine tek bir soru sormamız yeterlidir!
Onu seçme, beni seç!
Çünkü ben müslümanım, o ise kafir veya zındık zihniyetine karşı soralım;
Kim seçilirse seçilsin!
Gelen yönetim, mevcut kanunları tatbik etmeyecek mi!?
Ya da; tamam seni seçelim, çünkü sen müslümansın... Peki hazırlamış olduğun İslamiyete uygun bir anayasa var mı!?
Yok!
Peki öyle bir çalışmanız var mı!?
O da yok!
Demek ki senin seçilecek olmanın diğerlerine kıyasla İslamiyet veya müslümanlık açısından temelde hiçbir farkı yok!
Tek farkı var, o da Erbakan kendini halifeleştirirken aklınca diğerlerini kafir, münafık, fasık ya da facir ilan ediyordu!
Peki Erbakan'ın bu yaklaşımı ne kadar doğru!?
Erbakan'a Türkiye yönetimini ömür boyunca hibe etseydik ne olurdu, ne kadar İslami kaidelere uygun yönetim sergileyebilirdi!?
Bana göre hiçbir şey fark etmezdi!
Aşağı yukarı bugünlere varmış olurduk!
Çünkü Erbakan Türkiye'yi İslami kaidelere uygun olarak yönetecek en azından fıkıh bilgisine dahi sahip değildi!
Fakat İslami ilimlerdeki tamamiyle liyakatsiz oluşuna rağmen; "ben ictihad ederim" diyordu!
İşte bu sadece cahil cesaretidir...
Cahil olmayan, derinlik sahibi insan kendini değil, sistemi ve meşvereti ön plana çıkarır!
Erbakan'ın ise ne öyle bir sistem hazırlığı vardı, ne de Mahmut Esad Çoşan hocanın anlattığı gibi meşvereti kabul ediyordu!
Kısacası ben yaparım diyordu! "BEN"
Erbakan'ın haricinde, Türkiye'de birileri daha İslamiyet üzerinden siyaset yapsaydı, parti kursalardı!?
Erbakan ile hilafeti temsil ve bölüşme noktasında nasıl anlaşacaklardı cidden merak ediyorum!?
Olamaz mıydı!?
Türkiye'de İslamiyet üzerinden siyaset yapmak Erbakan'ın tekelinde miydi!?
Fakat boş kalmış siyasi İslam meydanını Erbakan tek başına dolduruyor, sömürüyor, aklınca halifecilik oynuyordu!
Hatta kendisini desteklemeyen müslümanları da gayet ağır bir dil ve yaklaşımla eleştiriyor ve suçluyordu!
Erbakan'ın bu zihniyetine ve tavrına karşılık, Hazreti Ebu Bekir'in (r.anh) halife seçildiğinde söylediklerine kulak verelim!
Şöyle diyordu Şah-ı Sıddık...
Ey insanlar! En sâlihiniz olmadığım hâlde sizin başınıza halîfe seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz!
Yanlış hareket edersem beni îkâz ediniz!
Benden, size Resûlullah gibi davranmamı beklerseniz, buna gücüm yetmez! Zira O, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vahiy ikram ettiği ve yanlışlardan mâsum kıldığı bir zât idi. Ben ise sizin gibi bir insanım, herhangi birinizden daha hayırlı da değilim. Beni murâkabe/kontrol edin, istikâmet üzere olursam bana tâbî olun, ayağım kayarsa beni düzeltin...
Hazreti Ebu Bekir'in (r.anh) ifadelerinde aleni bir tevazu, hak üzere hareket ettiği sürece yardım talebi/beklentisi, yanlışlığa düşerse ikaz edilmeyi, kendini "peygamberleştirmeden" insanlardan bir insan olduğunu ilan edişi ile beraber, devamlı olarak nasihate de, yardıma da muhtaç olduğunu ilan ettiğini görüyoruz!
Kim diyor bunu!?
Ümmeti Muhammed'in (s.a.v) zirvesindeki isim!...
Erbakan ne diyordu!?
Beni seçin, bana biat edin, ben ictihat eder/yaparım! "BEN"
Hayatın gerçeği ise hiç de öyle değil!
Şayet Hazreti Ebu Bekir (r.anh) olursanız yalnız kalmaz, her daim etrafınızda bilgi akışı, tecrübe paylaşımı, iyi niyete dayalı samimiyet ve size acı da olsa gerçeği gösterecek ve ifade edecek dostlarınız olur...
Nitekim başarırsınız...
Erbakan olursanız!
Yaklaşık otuz yılınızı etrafınıza topladığınız insanlarla beraber maddi-manevi tüketirsiniz, fakat yine de gelip kaldığınız nokta %2 olur!
Üstelik 3 Kasım 2002 seçimlerindeki Saadet partisinin başarısızlığının tartışılması istendiğinde, parti yönetimi olarak; "Saadet partisinin seçim stratejisinde sorun yoktur, sorun vatandaşın kendisindedir" diye açıklama yapıp; hata, kusur ve yanlışlarını inkar edip, eleştiriye-meşverete bütün kapıları kapatıp ve gerçeklikten de büsbütün kopuk olduklarını aleni ilan ve itiraf etmiş olarak, biz müslümanız, fakat millet bizi seçmemekle hata-facirlik etmiştir demeye getirmiş, milleti suçlu ilan etmişlerdir!
İşte Erbakan'ın başlattığı bu çarpık zihniyet münafıklık üretme çifliğinin temelini oluşturur!
Devam edecek...
Yorumlar
Yorum Gönder