Şib-i Ebi Talib Olmuş Dünya ve Korona



Zalime mühlet verildikçe şımarıyor, şımardıkca haddi aşıyor, haddi aştıkca insanlığını heder ediyor ve esfeli safilin dediğimiz dipsiz gayyaya yuvarlanıp gidiyor...

Zulüm, zalimin kendini ifade şekli, mazlum için de zalim karşısında hakkaniyete olan aşkıyla beraber imtihan vesilesi...

Dünya, hiçbir zaman zulümden azade olmamış, her vakit irili ufaklı Firavun varislerinin varlığına ev sahipliği yapmış, yedirmiş içirmiş, büyütüp imkan vermiştir! 

Kısacası:
Sanmayın ölmüştür Firavun ya da Ebu Leheb!
İsim değiştirir zamanla zalim, mazlum aynı hep...

Koronavirüs'ün anatavanı Çin olunca; herkesin bildiği üzere müslüman Uygur Türklerine Çin'in uyguladığı soykırım ve bu soykırıma karşılık dünyanın da  büyük ölçüde sessiz kalışının muhasebesini yapmak, her basiret sahibi insan için elzemdir!
Dünyanın tamamını tehtid eden Korona salgınını öylesine, rast gele, tesadüfi olarak kabul etmek; akıl sahibi insanlar için mümkün değildir!

Çin, İblis'i dahi utandıran insanlık dışı uygulamaları ile her vicdan sahibi insanın tepkisini çekmiş, müslüman devletler ise Çin'in zulmü karşısında büsbütün dilsiz şeytan olmayı münasip görmüş, RTE'de birkaç yıl önce Çin'e yaptığı gezi esnasında münafıklığı gereğince Uygurları terörist ilan etmiştir! 

Çin öylesine iblislikler sergilemiştir ki (!) Uygurların erkeklerini haps ediyor, o erkeklerin aileleri ile beraber ikamet edecek Çin'li erkekler görevlendiriyor ve bu yaptığı iblisliğin adına da; “kardeş aile projesi” diyordu!
Hapishanelere doldurduğu müslümanlara zoraki kimyasallar enjekte ediliyor, kadınlar kısırlaştırılıp, müslümanlar için haram olan yiyecekler zoraki yediriliyor, fiziksel işkencenin sınırsızlığı yanında insan haysiyetini rencide eden hiçbir işkenceden de geri kalınmıyordu! 

Son dönemde şahsi vicdanımda hissettiğim bir hakikati ifade etmeden geçmek istemiyorum! 
Vaktin Ebu Cehil'leri Mekke'deki Ebu Cehilden çok daha haysiyetsiz, namert ve ilkesiz! 

Çin'deki zulüm tarifsiz boyutuyla devam ederken, Afganistan yıllardır içine çekildiği kaos ve terör ortamında yaşamaya mahkum edilmiş, Irak parçalanmış, Çin zulmünden pek de farkı olmayan Myanmar unutulmuş, Sudan başlı başına nifak ehlinin hainliğine terk edilmiş, Suriye savaşa ve yokluğa mahkum edilmiş, milyonlarca insan kıtalar arası göçe zorlanmış, Afrika boydan boya kaos ve terör ortamına çekilmeye çalışılmış, Ortadoğu'da huzurun zerresi kalmamış, Venezuela diktatör artıklarının oyuncağı olmuş, Meksika uyuşturucu çetelerinin çiftliğine dönüşmüş... 
Kısaca söylersek, en azından dünyanın yarısı, hatta neredeyse üç de ikisi Şib-i Ebi Talib Olmuştur! 

Dünyanın bu ahvali karşısında zuhur etmiş olan Koronavirüs aslında hiç de süpriz olmamalıdır! 

Türkiye'de dünyanın çıldırmışlığından nasibini almış olarak... hainliğin zirve yaptığı, İblis'in tahtını Beştepe'sindeki israf sarayına kurduğu, mazlum ve masum insanların şeytanlaştırıldığı, cahillerin cehaletinin hadsizce sömürüldüğü, kardeşliğin ihanetlere kurban edildiği, küfür ehlinin perde arkasına geçip meydandaki adam edalı münafıkları ustaca maşa olarak kullandığı günlere demir atmıştır... 

Dünya genelindeki Şib-i Ebi Talib günleri Türkiye'de de geceli gündüzlü devam ettirilmiş, üstelik müslümanlık iddiasındaki müslümancıklara da bu zulümler alkışlatılmıştır! 
Şib-i Ebi Talib günleri demek asla abartı değildir... Haps edilmiş insanların aileleri de soykırıma muhatap olmuş olarak; çalışamazsınız, mülkünüzü satamazsınız, herhangi bir şekilde bir Habeşistan bulup gidemezsiniz, elinizdeki imkanları paylaşamazsınız, birbirinize yardım edemezsiniz, şayet yapmaya kalkarsanız hemen terörist oluverirsiniz denmiştir!
Dediklerinden fazlasını da yapmış, kanser olan küçücük bir çocuğa; Almanya'dan getirin tedavi edelim çağrılarına rağmen pasaport vermeyerek uzun zaman gitmesine mani olunmuş, en nihayetinde o küçücük çocuk hastalığının nihayetine yaklaştığında, e hadi gidin denilmiştir! 
Gidilmiş ve boynu bükük olarak geri dönülmüştür! 

Boynu bükülen sadece çocuklar değil, nineler ve dedeler de terörist ilan edilmiş olarak Şib-i Ebi Talib'e mahkum edilmişlerdir!... 

Şimdi bütün dünya sessizliğe bürünmüş, korkmuş, tırsmış olarak derdine deva arıyor! 
Aranılan o deva aramakla bulunmayacak, fakat yine arayanlar bulmuş gibi, bulmuş olacaklar! 
Fakat, insanlık içine düşüp debelendiği bencillik ve hainlik hastalığının müptelası olduğunu, esas bu hastalığa deva bulunması gerektiğini idrak etmedikçe; şifayab olması mümkün olmayacak... 

Türkiye için Şib-i Ebi Talib hâlleri katman-katman, iç içe ve  daralarak yaşanıyor! 
Millet kendi hanelerinde bugünü yaşarken, hapishanelere doldurulmuş yüzbinlerce insana da cebren yaşatılıyor Şib-i Ebi Talib günleri... 

İsraf sarayının müsrifiyesi de kendini Nemrut misali sarayında karantinaya almış ve göstermelik sosyal mesafeli Cuma kıldırtırken, korkusundan kendi katılmamayı tercih etmiştir! 

İşte tam bu noktada sorulması gereken ve her vicdan sahibinin de cevabını haykırması gerektiği bir soru var;
Bu ahval dahilinde, cebren haps edilmiş, hapishanede Şib-i Ebi Talib yaşayan masum insanlar mı, yoksa Beştepe'deki israf sarayının müsrifiyesi mi daha özgürdür!?
Hangisinin aldığı nefes afiyet, yediği lokma helaldir!? 
Hangisinin günleri kâr, cefası izzettir!? 
Hangisinin duruşu şeref, şekilden şekle girişi zillettir!?

Eyy zalimler, siz masum insanlara ne kadar zulm ederseniz edin! 
İstediğiniz kadar Şib-i Ebi Talib günleri inşa eyleyin... 
Sizin için hiçbir musibetin anlamı olmayacak! 
Kızıldeniz'e dalarken tanrıcılık oynamaya devam edeceksiniz! 
Nihayetinde zelil olacak olan sizlersiniz, hastalığınızla beraber ebediyyen Cehennem'deki Şib-i Ebi Talib gayyalarına yuvarlanacak ve bir daha kurtulamayacaksınız! 

Yorumlar

Popüler Yayınlar